Fenerbahçe Ülker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fenerbahçe Ülker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2009

sizler "hala" seyirci misiniz? part II



Çok değil daha 5 ay öncesiydi parkedeki güzel mücadeleye ihanet edilişi. Taraftarlıktan uzak kişiler tüm güzel çekişmeyi yok etmiş, kazanını da kaybedeni de hiçe saymış, onları bu mücadelesinden dolayı onure etmeyi hiçe saymıştı.

Artık mücadelenin adı Fenerbahçe-Galatasaray olunca heryerde gözükür oluyorsunuz. Kepez maçında, Mersin Belediye, Bornova Belediye maçlarında nerede oluyorsunuz acaba? Sizler taraftar mısınız yoksa içinde "Fener" ya da "Cim-Bom" nefreti yaşatanlar mı? Hey sen taraftar aslında sana taraftara dememem lazım sen ki herhangi bir holding binasına girip çalışanlarına, müdürüne el kol hareketi yapıp ileri geri konuşmayı düşünebiliyor musun? Nedir sahaya girme olayı? Kim veriyor sana o hakkı? Rahatsız olduysan çıkıp gidersin, gitmelisin çünkü sahaya girme fiilinden sonra sen artık bir taraftar değilsin! Düzen bozan kişisin. Hangi tiyatro oyununda oynayana kızıp sahneye dalabildin? Oyunu beğenmeyip küfürler savurabildin? Taraftarlık bu demek değildir. Takımını sev, koru ona sahip çık ama iş taşkınlık boyutuna ulaşırsa senin yaptığın anarşistliktir ve yaptığın eylemin hiç bir şekilde savunulacak boyutu yoktur.
Madem taraftarım diyorsun, takımımı seviyorum, destekliyorum diyorsun ama farkında değil misin ki takımına köstek oluyorsun. Yaptıklarından dolayı sana hiç bir şey olmuyor büyük ihtimalle ama takımına verilen cezada hiç mi için sızlamıyor sözüm ona taraftarsan!
Parkede öyle güzel bir maç vardı ki izleyen herkesin tadı damağında kalmıştır ancak maç aynı maç, mücadele aynı mücadele olsa fakat oynayan takımlar A ile B takımı olsa ne bu maçtan kimsenin haberi olur ne de bu çirkin olayları yapacak seyirci orada olurdu. Yazık ki bu olaylar iki uzatmaya giden maçın önüne geçecektir ve parke üzerindeki çekişmenin, güzel mücadelenin esamesi bile okunmayacaktır ama taraftar için sonuç olarak yendik dimi gerisi önemli değil! Ne yazık ki ben bile bu yazının hiç bir yerinde maç ile alakalı birşeyler yazamadım. Yine ne yazık ki Galatasaray Yönetimi de maç sonunda çıkıp "bunlar taraftar değildir" diyemiyor. Bunu kimse diyemiyor. 5 ay önceki hadisede de kimse dememişti. Sadece bunu yapanlar X takımı taraftarı olamazlar. Bahane bulmak kolay. Fenerli oyuncu parmak salladı, Efesli taraftar küfür etti vesaire vesaire. Bu mudur sığındığınız bahaneler!

Taraftarsan maç seçme, adam gibi gel adabınla maçını izle, takımını destekle, kaybetsen de kazansan da sahada oynayan takımları alkışla. Bunun Galatasaray'lısı, Fenerbahçe'lisi, Beşiktaş'lısı olayı yok.

23 Haziran 2009

finalin öğrettikleri



Ve en nihayetinde cezalar açıklandı. Her ne kadar aynı kalem olmasa da, iki sezon önce futbol liginde Trabzonspor-Sivasspor maçında sahaya giren bir taraftarın Mehmet Yıldız'a saldırısı sonrası 6 maç ceza alındığı düşünülürse verilen cezanın ne kadar adilane olduğunu size bırakıyorum. Fakat ortalığın kızışmasının en önemli nedenlerinden olan yönetici davranışlarından sadece Murat Özaydınlı'nın verdiği demeçlerin cezalandırılması aslında gayet açıklayıcı... Birçok yerde şu verilen cezaların da düşürülebileceğine dair bir beklenti var. Ki bu beklenti bile başlı başına federasyona bakışı gösteren net bir işarettir.

Bu kadar çekişmeli bir final serisinin sonunda yazılması gerekeni yazmaya geldi sıra. Bakalım bu final serisinin bize öğrettiklerinden bazıları neler;

- Takım oyunu her şeyin ötesindedir: Fenerbahçe ilk 2 maçı kazansa da çoğu kritik maçlarda olduğu gibi doğaçlama oyunlarını oynadı. Sezon içinde bolca yaptığı pota altı oyunlarını ve penetreleri kritik maçlarda yine unuttu. Bu tip maçların oyun karakteri haline gelen zorlama üçlükler çoğu maçta karşımıza çıktı. Birçok kişinin de belirttiği üzere Solomon'un NBA macerası ona yaramamış. Son sezonunda özellikle aşabildiği bazı hastalıkları yine nüksetmiş gibi göründü. Ayrıca karşısında bir an olsun sertliği azalmayan savunma daha bireysel oynamasına neden olmuş göründü. Oysa Efes Pilsen cephesinde her maç hatalardan ders çıkaran, yardımlaşmaya ve paylaşıma dayalı bir oyun benimsenmişti. Seride 2-0 geriye düşmelerine rağmen, kaybettikleri maçlarda bile maçları istemişlerdi. Son dört maçta yine aynı isteği koruyup takım halinde kazanmayı bildiler. Belki bu takım olma isteğini anlatan en güzel sahnelerden biri, ofansif anlamdaki çok büyük beklentileri önceki Efes Pilsen macerasında olduğu gibi karşılayamayan Charles Smith, en azından seride savunma anlamında gösterdiği istekle oyunun sadece bir yönünü oynamamanın meyvesini yedi.

- Koçlar da heyecan yapar: Bu serinin bir diğer önemi alışılagelmişin dışında koçların risk aldığı seriler izlememiz oldu. Normal şartlar altında 30 saniye kala önde olan takımın hocasının rakip hücumdayken sert savunma ile pota göstermemek isteyişine alışık bünyeleriz. Fakat gerek Ataman ve gerekse Tanjevic bu ezberleri bir kenara bırakarap büyük riskler -tartışılabilir- alabildiler. İlk iki maçta Ergin Ataman'ın büyük hataları yanında Tanjevic'in akıllı oyunları ile maçları kazanmasını izlerken, özellikle dördüncü maçtan sonra Ergin Ataman'ın geri gelişine şahit olduk. Gerektiğinde hemen hemen doğru hamleleri yapan taraftı. Fakat serinin bir diğer göze çarpanı da koç hatalarıydı. Artık bunu sadece heyecana yorabiliyorum ben. O kadar anlı şanlı koçların maç sonlarında kritik oyuncuları kenarda unutabilmesine başka anlam veremiyorum.

- Hakemler günah keçisidir: Serinin ilk 2 maçı hakemler bana göre kaliteli maçlar çıkarmalarına rağmen Ataman'a yaranamadılar. Serinin üçüncü ve dördüncü maçlarında Fenerbahçe kazanmayı haketmese bile hakemin arkasına gizlendi. Beşinci maç zaten tartışılabilecek bir karar verildi ama federasyon bile hakem arkasına gizlendi. Altıncı maçta Efes'e karşı organize bir saldırı olduğu için hakemler dikkat çekmedi. Ancak hakemlerin net hatalar yapması durumunda neler yaşanebileceği konusunda herkes hemfikirdir. Kısaca bu ülkede hakem olmak zor, böyle bir federasyon varken arkanı korumayacağını bile bile hakem olmak mucize olsa gerek. Çok sık duyduğumuz "Hırsızın hiç mi suçu yok?" sorusuna diyebileceğim yegane şey, "koçların net hatalar yaptığı bir seride hakemden hatasız maç bitirmesini beklemek ne kadar makuldur"olacaktır.

- Sinan iyidir ama iyi olmak her şeye yetmez: Bu serinin büyük yükselen değerlerinden biri tartışmasız Sinan Güler'dir. Fakat özellikle sorgulanan şey Sinan'ın sezon içinde niye bu kadar süre bulamadığı oldu. Aslında olayı sadece savunma boyutu ile ele almak doğru olmaz. Murat Didin, Sinan'ın abisi için zamanında "Hep istiyor ki potanın içine vurayım ama o şutları atmadan onu içeri bile almazlar!" demişti. Her ne kadar Sinan daha derli toplu ve abisine göre daha iyi şut atan bir oyuncu olsa da, bu genelleme onu da kapsıyor. Ne zaman ki Sinan o şutları daha çok tercih eder ve en kritiklerini atar -ki final serisinde attı- o formayı sonuna kadar sırtına geçirmeyi başaracaktır. Aslında bu iş o kadar da zor değil. Sanırım o da kendisi için bu dersi çıkarabilir. Abisiyle arasındaki en büyük fark daha olgun olması bence. Bence şut istikrarını da sağlayacaktır mutlaka...




- Türkiye'de adabıyla maç izlenmez: Final serisinin sadece beşinci maçına gittim. Fakat içeri girinceye kadar yaşananları anlatmak mümkün değil. Bundan yıllar önce Abdi İpekçi'de yaşadığımız tek kapılı rezaletler hala yaşanmaya devam ediyor. Kadın, çocuk veya yaşlı olup o kapıdan girenler bence zorlu bir krosa katılsa sırıtmazlar diye düşünüyorum. Tabi işin bir de çıkış kısmı var ki, o da ayrı bir rezillik ona hiç değinmiyorum. Bu arada sanmayalım ki yaşananlar sadece Ayhan Şahenk ile sınırlı. Altıncı maça giden Ümitcan bileti olmasına rağmen kapıdan içeri girmeyi dolaylı yoldan başarmış. İçeride yaşananları da zaten hepimiz gördük. Kısaca biz Avrupa veya uzak kıtadaki bazı maçları izleyip iç geçirmeye devam edeceğiz gibi görünüyor. Marka değeri bir hayli yükselen TBL, insanlık normları göz önüne alındığında yerlerde sürünmeye devam edecek gibi...

- Maç genelde sahada kazanılır ama bazen kafada kazanılır: Ben dahil 2-0 geriden gelip Efes Pilsen'in bu seriyi 12 bin Fenerbahçe seyiricisi önünde kazanacağına inanmazdım. Fakat maçın sahada ve önce isteyerek kazanılacağını bir kere daha gördük. Daha önceki yıllarda Atina'dan çıkan Efes Pilsen, rakibi karşısında üstüste kaybettiği maçlar sonrasında hiç olmadığı kadar stresli çıktığını hepimiz biliyoruz. Fakat aynı Efes Pilsen bu maçlara farklı çıktı. Ne o 12 bin taraftar eskisi gibi olabildi, ne de rakip Fenerbahçe gözlerinden ateşler fışkırtabildi. Efes Pilsen o kadar istedi ki bunu sanırım saha dışı moral desteğe borçlu olmaları gerek. İşte bu sebepten bazı maçlar önce kafada kazanılır!

- Psikolojik savaş bu değildir: Bu öğreti de anlayana gidiyor. Hâlâ yönetmeyi karşı tarafı kışkırtmak, hakeme ve kurumlara saldırmak olarak anlayanlar eserleri ile herhalde övünüyorlardır. Ortalık toz duman ve kimse bu pisliği temizleyemiyor. Bakalım psikolojik savaşı gerçekten ne zaman öğrenceğiz?

- Bazı lekeler çıkmaz: Serinin bir öğretisi olmayacak bu... Bu söz nice yaşantının üründür. Şu lekeyi unutturabileceğini sananlara ithaf olunur! Her yaşananın bir bedeli vardır. Bazılarından kolay sıyrılınabilir ama bu öyle bir yaşantı değildir.

20 Haziran 2009

masum değiliz hiçbirimiz


Gerek fırsat olmamasından, gerek de atılan adımları görmek adına bekledim serinin son maçı ve geneli hakkında yazmak için. Son maçın sonunda olanları anlatmaya gerek yok, herkes yeterince yazdı çizdi ki tekrar gibi olacak ama burada yazılanların hepsinin altına imzamı atarım. Olayları izlerken utandım. Fakat salı gününden bu yana olanları gördükçe daha da utanıyorum. Bir kez daha sorun görmezden geliniyor ki böylece sorun olmadığı kanısına varıyorlar sanırım. Ancak sorun var. Hem de büyük bir sorun var ve bu sorunun oluşmasında herkesin parmağı var.

Maçtan sonra "Fenerbahçe Ülker bu ligde nasıl oynayacak" diye feryat eden Ergin Ataman'ın serinin başından beri masum olmadığını biliyoruz. Son maçta her faulunden sonra özür dileyip saç okşayan Kaya Peker'in de seri boyunca neler yaptığını biliyoruz. Maç sonrası taraftarları sakinleştirmeye çalışan Ali Koç'un seri boyunca neler yaptığını biliyoruz. Tahrik edildik kelimesi gerçekten çok komik kalıyor şu olaylara, özellikle serinin belki de en sakin maçı sonrası.

Her iki ekibin de yönetimi, oyuncuları, teknik ekibi ve Fenerbahçe Ülker taraftarı tüm bu olaylardan sorumludur. Doğal olarak Fenerbahçe Ülker daha da sorumludur ve umarım alabilecekleri en yüksek cezayı alırlar. Ancak bu filmin baş sorumlusu yönetmenidir. Kriz ancak bu kadar kötü yönetilebilirdi sanırım. Gerçi ortada yönetilen pek bir şey yoktu. 5. maçın sonundaki olaylar iyi okunabilse son maçta böyle şeyler olmayabilirdi ama verilen kararlara bakılırsa federasyona göre 5. maçta Rasim'in masa tekmelemesi dışında hiçbir şey olmamıştı. Seri boyunca her maç bir adım öteye ilerleyen gerginlik de bir türlü engellenmeyince çığ olup basketbol dünyasının üzerine çöktü.

Bundan ders alması gereken federasyondan hâlâ net bir açıklama yok. Muhtemelen Türkiye'deki balık hafızalıktan faydalanıp sessiz kalarak unutturmaya çalışıyorlar. Sonrasında da serinin son maçı öncesi olduğu gibi göstermelik cezalar açıklanacak ve görevimizi yaptık diyecekler. Ancak ortada büyük bir utanç lekesi kalacak ve bu leke de temizlenmediği sürece daha da yayılacak.

18 Haziran 2009

ve yeniden efes!


Aslında bir maçın olaylarının böyle önce geçmesi pek istenilen bir durum değildir. Kendi adıma öncelikle maçın hakkını vermek isterdim. Ağırlıklı olarak duygusal olsa da maç yazısından ziyade olaylara değinmek durumunda kaldım. Sıra maça değinmeye ve kazananın hakkını vermeye geldi.

Aslında Fenerbahçe maça skor bulma anlamında iyi başlamıştı. Solomon ve Mirsad’ın iyi oyunu, önceki yıllardan alıştığımız zorlama dış şutlara dayalı oyun Fenerbahçe’ye belli bir rahatlıkla maçı önde götürme şansı tanımış gibi göründü. İkinci periyotta Efes Pilsen oyuncu değişiklikleri, oynadıkları yalın ve ikili oyuna dayalı güzel setler ile öne çıkmaya başladı. Hatta bir ara kim ikili oyun denese Kaya pota altında bomboş bir şekilde potayla baş başa kalıyordu. Bu ikili oyunlara doğru bir pas trafiği eklendiğinde Efes Pilsen’in lehine fark bir ara 11 sayıya kadar çıktı. Bu süreçte Tanjevic’in -çok kez karşılaştığımız üzere- oyunu izlemesi ve mola almaması artık bizi şaşırtmadı. Bu arada aynı Kaya Peker’in kendi potasına iki kere temas ederek rakibe ucuz sayılar vermesi de gözlerden kaçmadı. Efes Pilsen'de takımı adına hataları yapan Kaya iken, Fenerbahçe taraftarı da kendi takımını oyundan düşürmek adına Semih serbest atış kullanırken sahaya yabancı maddeler atmakla meşguldü. Böyle bir davranışın takımına yarayacağını düşünmüş olmalılar herhalde! Keza (Semih pek iyi bir serbest atıcı olmasa da) 2 serbest atışın girmemesi ve Fenerbahçe'nin belki de oyundan soğuması ile sonuçlandı bu sahneler. O dakikadan sonra Efes Pilsen rüzgârı arkasına aldı gördüğüm kadarıyla...

Bu periyodun bir diğer kritik unsuru Efes Pilsen’in dönem dönem denediği tam saha baskılardı. Bu baskılar Fenerbahçe top kayıplarına sebep oldu. Efes Pilsen ise ilk yarının son iki dakikasına kadar top kaybı bile yapmadı. Ve yine vurgu yapmak gerekiyor ki, Efes Pilsen’in oynadığı basit oyun yapılan az top kayıplarının en önemli sebebiydi. İlk yarıda göze çarpan bir diğer nokta da Sinan ve Shumpert’ın girişiyle Efes Pilsen’in oyun renginin tam anlamıyla değişmesiydi. Ayrıca seri başından beri ilk kez Kerem ve Ender aynı anda verimli bir oyun sergiliyordu.

İkinci yarıya Fenerbahçe daha istekli ve sert savunma yaprak başladı. Mrsic’in seri boyunca kritik dakikalarda yaptığı katkılara bir yenisini ekleyince Fenerbahçe tekrar oyunda eşitliği sağladı. Bu süreçte Fenerbahçe’nin en önemli hücum silâhı her zamanki gibi üç sayılık atışlardı. Ergin Ataman bu sırada aynı ilk yarıda Tanjevic'in yaptığı gibi, mola almayı unuttu. Fakat daha önceki maçlarda dediğim gibi melekler Ataman’ı korudu ve Efes oyunu önde götürmeyi başardı. Bu periyotta Kakiouzis öyle kritik anlarda sayılar buldu ki, kırılma noktalarında oyunu çeviren kişi oldu diyebiliriz.

Son periyotta Efes Pilsen mümkün olduğu kadar tempoyu düşürüp, savunmayı sertleştirme fikrine sahipti. Aslında bu taktiğinde ilk anlarda başarılı da oldu. Fakat son periyotları çok iyi oynayan Emir Preldziç öyle bir günündeydi ki, takımını olmaz denilebilecek oyunlarla öne geçirmeyi başardı. Bu noktadan sonra Efes Pilsen kontrollü oyununa devam edip, paniğe kapılmadan, mücadele ederek maçı kazanmayı bildi. Oyunun son bölümünde Fenerbahçe çok kötü ve doğaçlama bir oyun sergiledi. Eli sıcak olan Preldziç, savunmanın katkısıyla olsa da unutuldu. Çoğu kritik topu en son kullanabilecek kişi olan Devin Smith kullanınca Efes Pilsen zor olanı başarıp 2-0 geriden gelerek, durumu 4-2 yaparak şampiyon olmayı başardı.

Aslında gönül isterdi ki bu dakikadan sonra sevinç ve mutluluk sahnelerini konuşalım. Hatta Fenerbahçe oyuncularının ve yöneticilerinin can-ı gönülden rakiplerini kutladığı hoş sahneleri burada tasvir etmek de isterdim. Ne yazık ki fanatizmi hayatımızın her yerine sokabilen zevatlar, hayatımızın bu en zevkli temaşa aracını da bir şekilde kirletmeyi başardılar. Bu üstün başarıyı(!) gösteren Fenerbahçe veya Efes Pilsen camiası ayırmadan kim varsa tebrik ediyorum!

Şampiyon Efes Pilsen’i de can-ı gönülden tebrik ediyorum. Aslında ben dahil birçok kişi 2-0’dan sonra geri dönemeyeceklerini düşünüyordu. Fakat maçlar sahada kazanılıyor. Efes Pilsen ilk 2 maçı kaybetmesine rağmen kazanmayı çok istemişti. Ve özellikle ikinci maç sonrasında kazanmaya daha inanan, organize olmuş ve modern basketbolun tüm gereklerini yerine getirir haldeydiler. Bunun karşılığını da hak ettikleri şampiyonluğu alarak taçlandırdılar. Yaşananlar çirkin olsa da 13. şampiyonluk bence Efes Pilsen’e yakıştı.

sizler “hâlâ” seyirci misiniz?

Kahretsin, kahretsin yine kahretsin. Ekran başına final serisinin 6. maçını izlemek için geçtiğimde Abdi İpekçi'nin atmosferi gerçekten çok güzeldi. O anda aklıma "eğer maçı Efes alırsa bu güzellik yine devam eder mi? 5. maçın gerilimi buraya yansır mı?" soruları geldi. Aklıma gelen oldu ama yaşanan olaylar tahminim ötesindeydi. Bu nasıl bir taraftarlık? Sahaya girip rakip oyunculara saldırma hakkın nereden geliyor? Bizler nasıl insanlar olduk? Taraftarlığımız, insanlığımızın önüne geçmiş, hatta yok etmiş. Lakers şampiyonluğunu nerede kazanmıştı? Orlando'nun sahasıydı di mi? Şampiyon, şampiyonluğunu yaşayamadan soyunma odasının yolunu tutmak zorunda kalmış mıydı? Bir şampiyon hakettiği şekilde onore edilemedi... Keza aynı şekilde finaldeki rakibi de.

Seriye basketbol açısından bakarsak, iki tarafında hakettiği bir eşleşme oldu. Böylesi güzel bir seri yaşattıkları için kazanana da, kaybedene de teşekkür etmek gerek, gerekirdi. Bunu gösteremeyen kişiler ne taraftardır, ne de birer insan. İzlerken sinirimden ağlayacaktım. Nasıl bir duygudur bu yahu? Kazananı alkışlamamak, kaybetmenin de oyunun bir parçası olduğunu bilmemek.

*Seyirci bu şovun bir parçası ancak böylesi değil. Kulübü sorumlu tutmadan seyirciye verilebilecek bir ceza türü var mıdır?

17 Haziran 2009

şampiyonluk ve çirkinlik!

Açıkcası maçı detaylı bir şekilde yazmak istiyordum ama ne yazık ki içimden gelmiyor. Maçı detaylı bir şekilde yazabilmek adına bazı notlar aldım. Ve bu notların son kısmını buraya paste etmek istiyorum sadece. Su an ki ruh halimi daha iyi yansıtacak başka birşey olamaz herhalde!

....

- son periyotlarda çok iyi maçlar çıkaran emir preldziç'in önce kritik bir asisti ve sonrasinda basketleri fenerbahçe'yi öne geçirdi(71-69).
- charles smith ve kaya'nin cok kritik basketleri ile efes'i one gecti. 76 - 72
- emir unutuldu, efes maci onde goturuyor. fenerbahçe zorluyor ve yine zorlama atislar yapıyor.
- fener deniyor olmuyor, efes sampiyon ve cirkinlikler. basketboldan soguttunuz be. allah belanızı versin!

dipnot: Bu arada 2-0 geriye düşen ve geriye döneceğine dair bir ihtimal vermediğim Efes Pilsen camiasını gönülden tebrik ediyorum. Yaşanan çirkinlikler o kadar moral bozdu ki, bir tebrik bile aklımızın ucundan geçemedi.

nerede bu devlet nerede bu tbf?


Türk basketbol tarihinin en sert, en tansiyonu yüksek final serisine tanıklık ediyoruz. Belki de gerçekten torunlarımıza anlatacağımız nitelikte bir seri... Ama tabii ki bu tür ortamlarda artık bizim için "el clásico" olan, ortalığı daha da geren açıklamalar birbirini de izlemeye devam etti ve ediyor. Seri öncesi yaşanan bilet polemiğinin ardından Nedim Karakaş, Ergin Ataman, Bogdan Tanjevic, Murat Özaydınlı, Mahmut Uslu, Semih Özsoy rakip takımı, Türkiye Basketbol Federasyonu'nu ve hakemleri ağır dille eleştiren söylemlerde bulunuyor.

Sonuç: bir basketbol final serisinde alışık olmadığımız kadar gerildi ortam... Hadi bunlar da oldu diyelim (dememek en iyisi aslında) ama bugüne kadar neden Türkiye Basketbol Federasyonu'ndan bir yetkili çıkıp tarafları sağduyuya çağırmadı? Onu yapmasa bile Federasyon resmi internet sitesinden neden yazılı bir açıklama yapılmadı, ajanslara geçilmedi? Merkez Hakem Kurulu neden önce Efes Pilsen, sonra Fenerbahçe Ülker'in eleştirdiği hakemlerini korumadı? Bir çok tartışmayı beraberinde getiren 5. maçın ardından otoriteler sayfalarca yazdı kural doğru diye. Neden aynısını federasyondan bir kişi çıkıp izah etmedi?

Durum böyle olunca da, iş çığırından çıktı, taraftar forumlarından korkutucu yorumlar, çağrılar yapılıyor. Umarım planlanan eylemler sadece forumlarda kalır ve seri olaysız biter...

16 Haziran 2009

anlayan beri gelsin!


Olaylı Efes Pilsen - Fenerbahçe Ülker 5. maçı sonrası beklediğimiz cezalar açıklandı. Rasim altı maç ceza almış. Fenerbahçe Ülker ise 12500 TL gibi bir meblağ ceza ödemeye mahkum edilmiş. Saha kapatma veya seyircisiz oynama cezası da yok.

Bu cezalardan önce 4. maç sırasında ve sonrasında yaşananlar ilgili bir karar görmediğimi öncelikle belirteyim. Bu maç ile ilgili saha kapatma cezası olmaması aslında beni çok şaşırtmıyor. Sonuçta biletleri satışa çıkmış bir maç için saha kapatmak hem makul değil, hem de bu federasyon kurumlarının bugüne kadar verebildiği bir ceza değil. Fakat cezaların sadece Rasim ve Fenerbahçe kulübü ile sınırlı kalması hiçbir şekilde açıklanabilir bir durum değildir. Eğer ki cezayı veren kurul önümüzdeki müsabakalar ve sezonlar için aynı standardı sağlayamazsa her olaylı maç sonrasında ve verilen her ceza sonucunda kötü şekilde anılmaya devam edecektir.

Aslında bu verilen ve verilmeyen cezalar ne manaya geliyor? Acaba Disiplin Kurulu; "Hakem hata yapmıştır ama biz de bu hataya ortak olup ceza alması gerekenleri cezalandırmıyoruz!" demek mi istiyor? Veya "Tanjevic milli takım koçu, ona ceza vermeye gücümüz yetmez!" demek mi istiyor? Nereden bakarsak bakalım, cevabını asla alamayacağımız ve kesinlikle tahkim denen bir müessese varsa işletilmesi gereken cezalar bunlar. Kaya, Mirsad, Tanjevic, X veya Y kim ceza alması gerekiyorsa hak ettiği cezayı almak zorunda ki bu pis kokuların arkası kesilsin. Öyle cezalar verilsin ki önceki yıllarda başkalarının aldığı cezalar ile kıyaslandığında "kurul doğru yapmış" denilebilsin. Eğer federasyonun kurulları bu işi yapamıyorsa da derhal istifa etsin. Elbet ki camia da bu işi layığıyla yapabilecek birileri bulunacaktır.

Kendi adıma serinin gerginliği dahil birçok şeyden rahatsızım. Dördüncü maç sonunda çıkan olaylar ve yönetici açıklamaları ilgili bir ceza görmediğim şu ortamda(ki daha önceki maçlarda Ataman'ın Tanjevic için söyledikleri de bence cezayı hakedecek şeyler), bu verilen cezaları gördükten sonra artık şu camia için üzülmek dışında elimden birşey gelmiyor. Umarım birileri "sıvamak" yerine bu çirkinliği "temizlemek" gerektiğini tez zamanda anlayabilir!

15 Haziran 2009

yorum farkı

Final serisinde basketbol kalitesi çok üst düzey olmasa da, mücadele düzeyi ve heyecan gittikçe artıyor. Bu son maçta en üst seviyeye çıkan şey ise gerginlik oldu. Maç içerisindeki mücadeleyi ve koçların karşılıklı hamlelerini izlemek keyif verici. Ancak sondaki olaylar yakışmadı.

Fenerbahçe Ülker'li oyuncuların itirazlarını ve tepkilerini vandal bir biçimde göstermeleri çok çirkindi. Bunları tasvip etmek mümkün değil. Özellikle Rasim Başak'ın bu takımda yeri olmadığını bir kez daha kanıtladı bu maç. Taraftarların en ufak olayda 'tahrik olduk' bahanesine sığınıp sahayıp şişeye boğmaları akıl alır gibi değil.

Maçla ilgili yazıları Kerem ve Muyu gayet güzel şekilde yazmışlar, onlara eklenecek fazlaca bir şey yok. Benim yazmak istediğim konu maçın kaderini çizen ve olayların fitilini ateşleyen pozsiyon hakkında. Öncelikle pozisyon net olarak faul, o su götürmez. Ayrıca yukarıda da dediğim gibi sonrasında gelişen olayların hiçbir şekilde mantıklı açıklaması yok ve umarım bu olaylara karışan herkes alabileceği en büyük cezaları alır. Pozisyon için Nur Germen "top oyuna girmeden yapılan tüm fauller sportmenlik dışı olur" dediğinde şaşırdım çünkü bu kuralın bu kadar katı olması garip geldi.

FIBA'nın sitesinde kurallara baktığımda ise bu kuralın Nur Germen'in dediği gibi olduğunu gördüm.

STATEMENT

When the ball is out-of-bounds for a throw-in and is still in the hands of the official or is already at the disposal of the thrower-in and at that moment a defensive player on the court causes contact with a player of the team of the thrower-in also on the court and the foul is called, this shall be judged as unsportsmanlike.

Ancak bu kuralın hemen altındaki örnek kuralın açılımını biraz daha iyi gösteriyor.

Example 1:A4 has the ball in his hands or at his disposal for a throw-in when B5 causes contact with A5 and a foul is called on B5.

Interpretation: Because B5 is obviously not making any effort to play the ball and an unsportsmanlike advantage is gained by not allowing the game clock to restart. An unsportsmanlike foul must be called without a warning being given.

Örnekteki faulun sportmenlik dışı olarak çalınmasının açıklamasında faulu yapan oyuncunun bundan sportmenliğe aykırı bir avantaj elde etmesi. Ancak bu maçtaki pozisyonda öyle bir durum olduğunu düşünmüyorum. Fatih Söylemezoğlu bu yorum hakkını kullanarak pozisyonu normal faul olarak değerlendirebilirdi -ki bence iyi hakemlik bu yorumları yapabilmeyi gerektirir- ancak o kuralcılıktan yana davrandı ve sportmenlik dışı faul çaldı.

Son olarak taraftarlar, yöneticiler, Mirsad, Rasim ve Kaya. Bu hareketleriniz spora hiç yakışmıyor.

14 Haziran 2009

heyecanın dozu artıyor!



Bundan önceki 4 maçı yerinden izleyememiş biri olarak bu maçların yarattığı heyecan ile arkadaşım Serdar ile Ayhan Şahenk Spor Salonu yollarına düşmüştük. Fakat salona gittiğimizde durumun pek iç açıcı olmadığını gördüm. Bora Hun Paçun bile salona girerken baya bir ciddi sıkıntı çekiyordu önümüzde... Bizim yaşadıklarımızı ise anlatmaya kelime bulmak pek mümkün değil. Elinde çocukları ile ezilme tehlikesi geçirenler mi istersiniz, arada sıkışan bayanlar mı, kısaca çirkinliğin haddi hesabı yoktu. İsmail sağolsun, en sonuda içeriye girmeyi başardık ama bir mesaiye eş yorgunluk yaşadık diyebiliriz. Abdi İpekçi'nin tek kapılı çıkışları ve girişlerinde bile böyle bir şey yaşamamıştım. Sanırım Efes Pilsen eğer bu salonda oynayacaksa bu olaya bir çözüm araması gerekir.

Seri başlayalı 5 maç olmasına rağmen henüz hiçbir maçta kopma olmadı. Oynanan oyunun kalitesi için iyiye yakın terimini kullansak da, heyecan dozajı icin rahatlıkla en üst seviyede diyebiliriz. Bu maçta çok farklı olmadı. Her ne kadar tatsız bir sonla bitmiş olsa da tüm maçlar birbirine benzer karakterler gösterdi. Bu karakterlerden en neti son periyotlarda kenar yönetimlerin alışık olmadığımız tercihleri olsa gerek. Maçın bitimine 27 saniye gibi bir süre varken, 2 sayı farklı önde olan Ergin Ataman'ın faul yapma tercihi hayli ilginçti -Kısaca, bu noktada Kerem'den farklı düşünüyorum-. Bunu ilk kez sergilemiyor kendisi... Fakat hakkını vermek gerekir ki, sanki onu melekler koruyor.

Maç sonuna değinmeyeceğim çünkü olayı izlemeyip acelemizden dolayı otopark yolunu tuttuk. Fakat Ömer Onan gibi bir oyuncunun kuralı bilmediğine inanmak istemesem de, camiayı az çok tanıyan biri olarak öyle olması durumunda da pek yadırgamayacağım bir durum olduğunu belirteyim. Fakat Fenerbahçe'nin itirazları bu karar ile ilgiliyse anlamak pek mümkün görünmüyor. Muhtemelen açıklamalarını baya fevri bir şekilde yapacaklardır.

Sinan Güler için de ayrı bir paragraf açmak gerekiyor. Her ne kadar bu serinin imzası haline gelmiş olan maç sonunda kritik oyuncuların kenarda unutulması modasının son kurbanı olsa da, bu gece son derece etkileyici bir performans sergiledi. Eğer bugün sergilediği dış şut performansını oyununa eklerse onu farklı bir şekilde anmaya başlayacağımızın resmidir bu.

Aslında böyle olaylar serinin akışını tersine çevirebilecek durumlardır. Hatta çoğu zaman bilinçli olarak bile gerginlik yaratılabilir bu tür serilerde. Fakat Efes Pilsen'in bu şampiyonluğu ciddi manada istediğini, hatta Fenerbahçe'ye göre bunu daha çok gösteren takım olduğunu söyleyebiliriz. Bakalım serinin geri kalanında neler daha göreceğiz?

efes bir adım önde


Maçın ilk yarısında daha dengeli, hücumda çok daha fazla top çevirip doğru şutu bulmaya çalışan taraf Efes Pilsen'di. Kaya'nın, serinin geri kalan maçlarındakinden daha cesurca direk çembere giden hücumlarıyla pota altından kolay sayılar buldu Efes. Bu sayede farkı ilk çeyrek sonunda farkı 12 sayıya kadar çıkarsalar da ribaund konusundaki zaafları ve kolay faullerle Fenerbahçe'nin skorda kendilerini yakalamalarına yardımcı oldular. Fenerbahçe'nin ilk yarı boyunca topu çember altına indirememesi oyunun gidişatını Efes Pilsen'in yönlendirmesinde büyük etkendi. İki taraf adına da kaçan serbest atışlar ilk yarı sonunda skorun başa baş gelmesinin sebeplerinden biriydi.

İkinci yarı basit top kayıplarıyla başladı ama geriden gelmenin enerjisiyle, Solomon-Oğuz Savaş ikilisiyle rakibini yakalayan Fenerbahçe 42-41'lik skorla maçta ilk kez öne geçti ama bu bölümde belki de serinin en kritik adamı olan Sinan Güler önce savunmada Solomon'u sindirip sonra da hücumda kiritik bir üçlük ve bir tane inanılmaz tip-basketle Efes'in maça tutunmasını sağlayan isim oldu. Shumpert'ın sayılarıyla 4. çeyrek başında fark tekrar 7 sayıya çıksa da Mirsad'ın aklımda kalan en az 3 tane çok zor basketiyle Fenerbahçe bir kez daha skora ortak olmayı başardı.

Maçın son 26 saniyesine Efes 2 sayı farkla önde girdi ve bu anda Ergin Ataman cesur bir karar alıp top Fenerbahçe'deyken Ömer Onan'a faul yapıldı. Bunun, Ergin Ataman'ın tüm seri boyunca yaptığı nadir doğru kararlardan biri olduğunu düşünüyorum. Ömer'in başarılı faulleriyle son 15 saniyeye berabere girildi ve plan Ergin Ataman'ın "en azından top elimizde olsun, en azından yenilmeyelim" stratejisi üzerinden işlemeye çalışıyordu. Çalışıyordu diyorum çünkü Efes topu köşeye sıkıştırarak top kaybı yapmanın eşiğinden döndü. Topu köşeden oyuna sokan (bu sezon NBA ve BBL'de ne kadar çok değerli oldu bu topu oyuna yandan sokmalar) Efes Pilsen 5 saniye ihlali yapmak üzereyken Ömer Onan'ın çok gereksiz faulüyle ayrı bir paradoyi daha izlemeye başladık. Maçın en kritik anında yeni kurallardan birini daha yaşamış olduk. Top henüz oyuna
girmeden Ömer, Smith'e faul yaptığı için sportmenlik dışı faul kararı çıktı ve işlerde bu andan sonra çığrından çıkmaya başladı. Böyle kritik bir hatanın üstüne hakemlere kontrolsüz itirazda bulunan Fenerbahçe cephesi o saniyeden sonra zaten az olan kazanma şansını da tamamıyla kaybetmiş oldu ve Efes serinin ilk ev sahibi galibiyetine imza atmış oldu.

Sahadaki oyunculardan bazılarının itirazlarını da anlayışla karşılamak isterim ama sezon boyunca yaptığı hiç bir şeyi anlayamadığım Rasim'in gidipte masa hakemlerinin bulunduğu masayı gözü dönmüş sapıklar gibi tekmelemesinin hiç bir açıklaması olamaz bana göre. Referanslarından dolayı biraz abartacağım ama bu hareketinden sonra 1 yıl bile ceza alsa kolay kolay akıllanabileceğini sanmıyorum.

Seri boyunca teknik faul düdüklerinin, Efes cephesinden Kaya ve Kasun'a, Fenerbahçe cephesinde ise Mirsad, Semih, Solomon ve Rasim'e çalınamayışının! bu kritik maçın son saniyelerine sıkıştırılmaya çalışılması da hakemlerin bir kez daha maçın önüne geçmesinde etkili oldu. Serinin önceki maçlarında her pozisyonda hakemi Allah'a haval edenler ve rakibi kendisine ters bir hareket yapsın diye ortamı bilerek gerenlere gereken düdükler çalınmış olsaydı kimsenin bu kadar gerileceğini düşünmüyorum.

Sırtı dönük oyun anlamında belki de maçın en etkili ismi olan Oğuz'u yeteri kadar kullanamayan Tanjevic'e de burdan selam olsun.

Ömer Aşık son 2 sezondur açık ara en favori sporcum. Yaşadığı şanssız sakatlık sonrasıda beklediğimden de hazır dönmüş olması çok sevindirici ama tüm yeteneklerine ihanet eden o serbest atışlarını geliştirmesi şart. Attığı air-ball ve her çizgiye gelişinde kendine olan güvensizliği çalışma azmiyle buralara kadar gelen Ömer'e hiç yakışmıyor bence.

Yazıyı da Melih Gümüşbıçak'ın 3. çeyrek sonunda ki harika yorumuyla bitirelim.

"Green şuuuut girmiyor, ayak çizgide; girse de girmiyor"

11 Haziran 2009

yenilgiyi hazmetmek!



Taraftar olmak herşeyden önce rakibe saygı duymakla başlar. Bugün sahaya o yabancı maddeleri atanların taraftar olmak bir yana insan olmakla alakası olduğunu düşünmüyorum. Çok önemli bir sahne vardı o dakikalarda. Devin Smith top almak isteyen rakibine baskı yaparken ıslak zeminin azizliğine uğrayıp düştü. Şükür ki ciddi bir sakatlık geçirmedi ama geçireceği bir sakatlığı Fenerbahçeli olduğunu idda eden o kişiler nasıl karşılardı çok merak ediyorum. Acaba ne zaman kazanan bir rakibin sevincine tahammül göstereceğiz veya içimizden gelerek -takımımıza tepki göstermek için değil- rakibi ne zaman alkışlayacağız! Bu sahneler ülkemizde çok uzak hayaller mi ?

Maçın tamamını izleyememiş biri olarak izlediğim bölümden ziyade yanılgılarımı yazmak istiyorum. Açıkası Efes Pilsen'in şütor 4 numara sisteminin tutmayacağına inanıyordum, yanıldım! Efes Pilsen'in maçı geride götürürse Abdi İpekçi'de maç alacağına inanıyordum, yanıldım! İlk 2 maçtan sonra Ergin Ataman'ın takıma birşey veremeyeceğine inanıyordum, yanıldım! Efes Pilsen kaybedilen 2 maçtan sonra önceki yıllarda tutunamadığı Abdi İpekçi'de onur mücadelesi veriyor. Sadece bu senenin değil, artık eski Efes Pilsen eski Efes Pilsen değil diyenlere inat bu mücadeleyi yapıyor! Bakalım son yıllarda rüzgarı arkasına alan Fenerbahçe mi, yoksa bu sene ligde iyi bir sezon geçirmesine rağmen Avrupa'da berbat bir sezon geçiren Efes Pilsen mi kupaya uzanacak!

Ek: Bir maç süren suskunlukta bitti. Yazık diyorum sadece... Şu yazacaklarımın Fenerbahçe veya Efes Pilsen ile alakası yok. Mahmut Uslu taraftarının onca rezilliğine rağmen hala sadece hakeme laf ediyor! İlk paragrafa ek olarak sormak istiyorm. Ne zaman bu tip ucuz yöneticilik devri sona erecek? Acaba ben görebilecek miyim ?

10 Haziran 2009

unuttum!



Bunu ayrıca yazmak istedim. Maç sonu basın toplantısında, Bogdan Tanjeviç'e harfi harfine şöyle bir soru soruldu:

"Hocam, maçın son bölümünde Bootsy Thornton, Sinan Güler ve Preston Shumpert çok iyi oynuyordu. Takımınız bir çözüm üretmekte zorlandı. O sırada Ömer Onan'ı kenarda biraz fazla oturtmuş olabilir misiniz?"

Hocanın cevabı biraz ilginçti. Dürüstlüğüne ve sorumluluğu üstleniş şekline inanamadım, açıkçası daha önce bazı gazetecileri terslediğini de göz önünde bulundurup, soruyu sorarken çekincelerim vardı. Ancak gerçekliğin de ötesinde bir yanıt için ağzından şöyle kelimeler süzüldü üstadın:

"Evet, Ömer'i kenarda biraz fazla tutmuş olabilirim. Bu maçı kötü yönettim. Öne geçtikten sonra Ömer'i kenarda unuttum ve momentum onlara geçti."

Tabii ki bu bir seri, yapılan hataların ve mağlubiyetin telafisi var. Önemli bir oyuncunu inandığın bazı şeyler yüzünden kenarda oturtmayı anlayabilirim, ancak unutmak mı? Mevzubahis şampiyonluk, en iyilerin en iyi oyunlarını sergilediği yer burası.

Unutmak biraz fazla basit kaçmıyor mu?

yenilgiyi reddetmek


Kazanmak için ortaya bir tavır koymanız gerekiyor. Fenerbahçe’de Solomon, Mirsad, Ömer Onan, Mrsiç gibi dört tane winner oyuncu varken, Efes’in işi çok zor. Sonuçta bu takımların kâğıt üzerindeki oyuncu kalitesi birbirine çok yakın. Ortaya karakterini koyan farkı yaratıyor ve maçı alıyor.

Final serisi boyunca bugün Efes’te ilk kez Preston Shumpert’tan başka birileri de reddetti mağlubiyeti. Hayır, yaptığı boş bir smaç sonrası dekordan zıplayıp Rasim’le tartışan Mario Kasun değil tabii ki. Son çeyrekte ayağa kalkan ve “ben bu maçı kaybetmeyeceğim arkadaş” diyen iki kişi vardı Efes’te. Bunlardan birincisi Sinan Güler’di. Solomon’un karşısında en az onun kadar enerjik, onun kadar hırslı ve ondan daha konsantre bir adam olarak çıktı karşısına. Sinan’ın bugün yazdığı hikâye, istikrarın, çok çalışmanın ve bir spesyalist olmanın ödülü olarak tüm basketbolcu adaylarına izletilmeli. Solomon’dan topu çalıp bastığı smaç, tıpkı Hido’nun Kobe’ye yaptığı blok gibi bir simgeydi. Karma!

Maçı kaybetmeyi reddeden ikinci isme geçmeden önce mühim bir not iletmek lazım. Efes Pilsen’in 2-3 numaralı oyuncularının bire birde iyi değil ve bu yüzden hücum tıkandığında – kadro yapısı gereği– Ender yegâne yaratıcı oyuncu rolünü üstlenmek zorunda kalıyor. Takım içi dengeler yüzünden üslendiği bu görevin zaman zaman altında kalması da kanımca Ender’in suçu değil.

Diğer isim maçı izleyen herkesin de tahmin edebileceği gibi Bootsy Thornton. Yalnız Bootsy’nin gösterdiği performans üst paragrafta belirtilen nottaki açığı kapatmadı. Thornton, yaptığı müthiş savunma sayesinde oyunda kaldı ve hücumda elini taşın altına soktu. Sinan ve Thornton’ın oyuna girmesi savunmayı toparladı. Burada bahsedilen savunma bire bir müdafaa değil. Sinan-Bootsy ikisinin mücadele ve azmi, ilk çeyrekte 10 hücum ribaundu alan Fenerbahçe’nin ribaundlardaki ezici üstünlüğünü Efes lehine çevirdi ve maç geldi.

Bundan sonra da seride işler pek değişmeyecektir. Efes Pilsen ve Fenerbahçe Ülker birbirlerine çok yakın takımlar. Diğer maçlarda kim kazanmak yönündeki tavrını rakibine daha fazla kabul ettirirse, o kazanacak.

9 Haziran 2009

ve efes!


Öyle bir seri izliyoruz ki, ilk iki maçı kazanan takım değişse kimse bu durumu yadırgamazdı. Üçüncü maçın kaderi de hemen hemen aynı oldu. Fakat önceki maçlarda hataların merkezinde koçlar varken, bu sefer maçın kaderini ağırlıklı olarak oyuncular belirledi. Her ne kadar Ergin Ataman 5 kısa rotasyonu ile maçı uzatmaya götürmek için verdiği çabanın karşılığını aldıysa da, Solomon maçı kazanmak adına ortaya koyduğu üstün eforun(!) karşılığını alamadı.

Aslında ilk 3 periyot diğer iki maçın yanında bir hayli sönük kalsa da, son periyot beni basketbola doyurmaya yetti ve arttı. Spor hatalar oyunu ve bu sefer hatayı daha çok yapan Fenerbahçe olunca arkadan gelen Efes Pilsen özellikle Thornton ve Sinan'ın çabaları ile maçı kazanma noktasına gelmeyi başardı. Fakat Ergin Ataman göz göre kısasız bir rotasyonla maçı uzatmayı adeta istedi. Uzatma bölümünde de Efes Pilsen iyi oyununu sürdürerek hakettiği galibiyeti, aslında ilk 3 periyotta oynadığı oyun sonrasında büyük ihtimalle ummadığı bir şekilde almış oldu.

Maçla alakalı dikkatimi çeken bazı detayları burada paylaşmak gerekirse;

- Final serisinin Abdi İpekçi'de izlediğimiz ilk maçında ne Fenerbahçe, ne de taraftarı geçtiğimiz yıllardaki coşkudan bir hayli uzaktı. Eğer bu coşku noksanlığı sürerse sonraki maçta bir hayli zor olacak gibi görünüyor.

- Efes Pilsen koçu Ergin Ataman müzmin hatalarını yine devam ettirdi. Adeta takımı ona rağmen maçı almayı bildi. Fakat bu maçtaki en doğru hareketi son periyot ve uzatmalarda serinin kayıp ismi Charles Smith'i kenarda oturtmasıydı. Sanırım o oturunca takıma daha faydalı oluyor gibi!

- Efes Pilsen oyuncuları bu seri de önceki yıllara nazaran daha canlı ve istekli gözüküyorlar. Hatta geçtiğimiz yıllarda sadece maçı izleyen bench özellikle son periyotta alışık olmadığımız şekilde canlıydı. Kısaca bench coşkusu sahaya da sirayet eder derler!

- Marquees Green son iki maçta kredisini bir hayli tüketti. Bir önceki maçta olduğu gibi son periyotta çok kritik hatalara sebebiyet verdi. Sanırım bundan sonraki maçlarda kritik anlarda özellikle yer bulamayacaktır. Mrsic'in yaşına göre fazla oyunu da bunu gerektirir zaten.

- Ömer'in geçen maç olduğu gibi son periyot unutulması dikkatlerden kaçmadı. Milli takımlarda Kerem Gönlüm'ü 3 numara oynatan, simdi ise 3 oyun kurucuyu aynı anda oynatan, enteresan fikirlerin insanı Tanjevic'in vardır bir bildiği diyelim!

- Solomon hakkında birşey demeye gerek yok. Maçı kaybeden olduğu konusunda herkes hem fikirdir. Fakat sağı solu belli olmayan "King Solomon" bir maç sonra maçı tek başına alırsa kimse şaşırmaz!

- Tribünlerin kralı Solomon olsa da bu serinin kralı Mirsad! Her ne kadar biraz da yorgunluğun sonucu olarak uzatma da sahada yokları oynasa da öyle bir dört periyot çıkardı ki anlatılmaz yaşanır.

- Thornton ve Sinan ileride bu maçı evlatlarına gururla izletecektir. Ama ne yazık ki Efes Pilsen çarkı içinde Sinan Güler'in kaderi çoğu zaman olduğu gibi kenarda unutulmak olacaktır. Thornton ise ona
biçilen rolün adamı olmaya devam edecektir.

Bundan sonra ne olur sorusunun cevabını açıkçası bende bilmiyorum. Efes Pilsen'in bir sonraki maçta da çok geriye düşmeden Fenerbahçe'yi son periyoda kadar takip edeceğini düşünüyorum. Bu maç gibi bir son periyot daha oynarlarsa ve Ergin Ataman hata yapmak yerine üstüne düşen vazifeyi layığıyla yaparsa seri daha enteresan bir hal alabilir.

6 Haziran 2009

sıkı maç, sıkı final!


Maç için kullanılabilecek terimlerden biri olsa olsa "Efsane" olur! Uzun zamandan beri son anlarında bu kadar aksiyon olan bir maç hatırlamıyorum. Kazananın pek bi önemi yok çünkü maçı Efes Pilsen alsa da gönül rahatlığıyla haketti diyebilecektik.

Bu maç aslında Efes Pilsen için sıradan bir maç değildi. Kaybettiğinde 2-0 geriye düşmenin yanında, tekrar 4-0 korkulu rüyalarını göreceğini biliyordu. Aslında maçı daha çok isteyen takımın onlar olduğunu söylemek hiç te zor değil. Müsabakanın büyük bölümünü istedikleri sertlikte kontrol altında ve önde götürdüler. Fakat Fenerbahçe Ülker cephesinde maça kötü başlayan Solomon, Mrsic ve Preldzic son periyotta maçın kaderini değiştirdi.

Efes Pilsen cephesinde artık sadece maç sahada kazanılmayacak. Maçın Abdi İpkeçi Spor Salonu'nun dolu tribünleri önünde oynanması yanında, Efes Pilsen'li oyuncuların bulanık zihinleri de maça başlamadan sıkıntı yaratacak bir diğer unsur. Eğer Ergin Ataman oyuncularını önceki yıllarda kaybedilen serilerinin baskısından uzak tutmanın yollarını bulursa şu iki maçı dikkate aldığımızda serinin dönmesi kimseyi şaşırtmaz. Ama bu baskıyı oyuncular hissederse Fenerbahçe son iki maçı umduğundan kolay da kazanabilir.

Bu arada eğer Fenerbahçe maçı kaybetseydi getireceğim en büyük eleştri Ömer Onan'ın kenarda unutulması olacaktı. Fakat gel gör ki son topu Damir Mrsic sokunca hiçbir değeri kalmadı!

5 Haziran 2009

detayların oyunu


Basketbol ilginç oyun hakikaten. Eskiden uzun oyuncum yok diye ağlayan takımlar, değişen sistem yüzünden kaliteli uzunları kenarda oturtabiliyorlar. Mesela dünkü Efes Pilsen-Fenerbahçe Ülker maçı. Son çeyrekte, maçın en kritik anlarında sahada iki tane uzun var: Fenerbahçe'de Mirsad Türkcan, Efes Pilsen'de Kerem Gönlüm. İkisinin de hareketli oyuncular olduğunu söylemeye gerek yok herhalde.

Bir de kenardakilere bakalım: Mario Kasun, Kaya Peker, Michalis Kakiouzis, Ömer Aşık, Oğuz Savaş, Semih Erden ve Gasper Vidmar. Ortlama 700 bin dolar aldıklarını hesap edersek, yaklaşık beş milyon dolar kenarda oturuyor. Maliyet hesabı çok önemli değil gerçi, oyunun nasıl değiştiğini görmek önemli. Finalde eşleşme bozup anlık bir avantaj yaratabilmek için bu adamları kenarda oturtabiliyorsun. Nitekim o kadar kısanın içinde Devin Smith çıkıyor, iki tane hücum ribaundu alıyor ve maçı kazanıyor.

İşte bu oyun bu yüzden güzel...