baycause etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
baycause etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ağustos 2009

The Henderson International School



Sıkça sorulan ve merak edilen "Enes Kanter Amerika'da hangi okula gidecek?" sorusunun yanıtı bu. Bugün Habertürk'te dün Enes'in babası Profesör Doktor Mehmet Kanter ile yaptığım röportajda okulun adı da geçiyordu ancak yer darlığından yazı kırpılırken okıulun ismi de arada kaynamış. Enes'in gideceğiokulun adı "The Henderson International School".

Okulla ilgili bilgilere http://www.hendersonschool.com/ adresinden ulaşabilirsiniz. Babası "okulun geçen sene basketbolda Amerika şampiyonluğu var" dedi ama yaptığım kısa araştırmada bu tür bir bilgiye ulaşamadım. Zaten okulun yapısına ve sitedeki sporcu öğrenci resimlerine bakarsanız ( http://www.hendersonschool.com/programs/Athletics/team.stml) bir spor dalında şampiyonluk kazanma şansı zor gözüküyor.

Öğrencilerin tipleri klasik Amerikan gençlik filmlerindeki gözlüklü, kısa boylu, derslerinde çok başarılı, hijyenik, kısaca "nerd" öğrenci prototipine uyuyor. Genelde filmlerde bu tür takımların lakabı "Su samurları" "Tapirler" gibi sempatik hayvanlar arasından seçilir ve "Kartallar" "Boğalar" gibi liselerin uzun boylu, atletik yapılı, derslerinde başarılı olmayan öğrencilerin oluşturduğu ve başında da alkolik, sadist ruhlu coachların olduğu takımlar tarafında Amerikan filmleri tabiriyle "kıçları tekmelenir".

Ancak bu filmlerde bu "Su samurlarına" sıradışı, sportif yetenekleri çok gelişmiş "kurtarıcı" bir öğrenci gelir ve onun sayesinde senelerdir tüm şehirde alay edilen, Pazar günü kilise ayinleri sonrasında hikayeleri anlatılan bu takım "Boğaları" yenerek hem herkesi neşelendiren hem de göz pınarlarından iki damla yaş akıttıran bir zafere imza atar. İşte Enes de, The Henderson International School'un kurtarıcısı olacak gibi duruyor... Neyseki burada sadece 1 sene kalacak. Babası, Duke ve North Carolina gibi okullardan şimdiden burs teklifi aldıklarını söylüyor.

Yani kısmetse önümüzdeki sene Enes Kanter'i baby blue formalar içinde Chapel Hill kampüsünü tozu dumana katarken veya Coach K''den alacağı direktiflerle Cameron Indoor Stadium'da terör estirirken izleyebiliriz.

13 Ağustos 2009

yolun açık olsun Enes...


Ve Enes Kanter Amerika'da. Bu sabah 11:20'de ABD'ye uçtu. Umarım herşey istediği gibi olur...

11 Ağustos 2009

bir tabu daha yıkıldı



Önce haberimizi okuyalım…



Ekonomik krizin pençesindeki NBA, takımlarına ek gelir sağlayabilmek için tarihinde ilk kez formalara reklam alınmasına izin verdi.

Küresel ekonomik krizden en çok etkilenen profesyonel liglerin başında gelen NBA, yeni gelir kapıları elde etmek için senelerdir bir tabu olarak gösterilen takım formalarına reklam alma konusundaki katı tutumundan taviz vererek takımların formalarına reklam alabilmesine “yeşil ışık” yaktı.

NBA Başkan Yardımcısı Adam Silver, 2009-10 sezonundan itibaren takımlara öncelikle idman formalarına reklam almalarına izin vereceklerini açıklarken, ligin maç formalarına reklam alma konusunda ise henüz net bir karar almadığını ancak araştırmal

ara devam edeceklerini söyledi.

‘TARAFTARLAR ALIŞACAK’

“Dünyadaki hemen hemen her ligde takım formalarına reklam almak olağan ve normal sayılırken ve buradan takımlar hatırı sayılır gelirler elde ederken bizim bu gerçeğe tamamen sırtımızı dönmemiz doğru değil. NBA fanlarının da zaman içinde bu gerçeği kabulleneceğini düşünüyorum”. diye konuşan Silver maç formalarına reklam alınmasının ise bu sezon düşünülmediğini ifade etti.

NBA’in “bayan versiyonu” olan ve NBA tarafından desteklenen WNBA’de 2009 sezonu öncesinde takımların maç formalarına reklam arabilmesinin yolu açılmış ve Phoenix Mercury ile Los Angeles Sparks takımları yaptıkları anlaşmalarla formalarına göğüs reklamı almaya başlamıştı.

Kaynak: Ben/Habertürk

Aaarı vız vız vız, aaarı vız vız vız...


Yani iş buralara kadar geldi. Aslında yeni bir şey değil NBA’in formalara reklam alma isteği. 2005 yılında da buna benzer tartışmalar olmuştu ancak o zamanlar paragöz Mark Cuban ve birkaç kulüp CEO’su dışında buna “olur” diyen olmamıştı. David Stern ise “eninde sonunda olur ama uygun fiyata” mealinde bir şeyler söylemişti. Ama bu kez iş ciddi gözüküyor. Elbette forma reklam gelirlerinden NBA takımları iyi paralar kazanacaktır buna şüphe yok ama ya oyunun gerçek sahibi olan taraftarlar ne diyecek? Parayı bastırdı diye mesela bir Knicks taraftarı o formasının üstünde bir basur kremi üreticisinin reklamını göremeye tahammül edebilir mi?

Evet bayanlar ve baylar NBA ve forma reklamları konusunda ne düşünüyorsunuz? Yorumları bekliyoruz…


Bu reklama Lakerslıların itiraz edeceğini sanmam...

Not: Resimleri yarattığı için speşıl tenks tu Volkan Elçi
...

2 Ağustos 2009

pes doğrusu!






Bugüne kadar Ruanda ile ülke olarak hafızamızdaki tek bilgi bu Orta Afrika ülkesinin iki etnik grubu Tutsiler ve Hutular arasındaki husumetin 1994’te 100 gün içinde 800.000 kişinin katledilmesiyle sonuçlanan “Ruanda Soykırımı”na neden olmasıydı. Ha bir de konu ile ilgili çekilen “Hotel Rwanda" filmi vardı…


Ama artık Ruanda ile ilgili bir şey daha biliyoruz. Basketbolda, “dünya devi” Türkiye’ye kafa tutabilecek cesaretlerinin olduğunu.
FIBA dünya sıralamasında 1.4 puanla 74 ülke içinde 71. sırada olan, 7 takımlı ulusal bir lige sahip, tarihleri boyunca basketbolda en ufak bir başarı kırıntısına bile sahip olmayan Ruanda, Cumartesi akşamı dünya sıralamasında 192 puanla 14. sırada yer alan Türk Milli Takımı’nı 79-76 yenerek sadece basketbol tarihlerinin değil belki de ülkenin spor tarihindeki en büyük başarısına imza attı.


Basit bir sorum var. Futbolda FIFA dünya sıralamasında 28. sırada yer alan Türk Milli Takımı bir hazırlık maçında olsa dahi aşağıdaki ülkelerden hangisine yenildiği takdirde spor camiası “kelle almak” için harekete geçer?
Burkina Faso? (51.) Jamaika? (65.) Togo? (71.) Benin? (80.) Mozambik? (82.) Kuzey Kore? (84.)Küba?(85) Katar? (86.) Doğru yanıt tabii ki “hepsi” olacaktır.

Basketbol Milli Takımımız’ın bu yenilgisi sonrasında elbette “kelle alınsın” diyen yok ancak maçtan sonra milli takım menajerinin ağzından “Takım 6 eksikle Ruanda karşısında oynadı. Maçın genelinde oyunu rakibimiz önde götürdü. Maçın sonunda yakaladık. Ancak sahadan rakibimiz galip ayrıldı. Hazırlık maçlarında aldığımız sonucun çok da önemli olmadığını düşünüyorum. “Ruanda’nın birçok oyuncusu ABD’li oyunculardan oluşuyor. Doğal olarak NBA’i yakından takip ediyorlar. Bu nedenle Hidayet Türkoğlu’na da büyük ilgi gösterdiler” açıklamasını duymak şahsen benim tüylerimi diken diken etti.

Değil 6 oyuncu 10 oyuncun bile eksik olsa hazırlık maçında dahi Ruanda gibi bir takıma yenilmeye hakkınız yok. Görüntüleriyle 1992 Barcelona Olimpiyatları’nda ABD’nin NBA yıldızlarından oluşan Rüya Takım’ı ile fotoğraf çektirme yarışına giren takımlara benzeyen Ruanda’lıların Hidayet’e ilgi göstermiş olmaları bu yenilginin açtığı yaraları sarmaya milli takım yöneticileri için yeterliyse, o zaman “vay halimize” diyorum. Ha bu arada ABD’nin, oyuncularıyla fotoğraf çektiren o takımları ortalama 40 sayı fark atarak yendiğini de hatırlatalım.

Ama kabahat bizde! Üç gün önce kilit oyuncularından yoksun Kanada Milli Takımı’na son 5 saniye içinde topu oyuna sokarken kaptırmalarının ardından yedikleri basit basketle yenilen Milli takımın kötü performansını bile allayıp pullayıp “mücadele eden bir takımımız var” diyerek Polyannacılık oynayanların bu utanç verici yenilgiye de böyle bir kılıf uydurmasına niye şaşırıyorum ki?


Mete Aktaş

29 Temmuz 2009

istanbul hatırası




Ajans resim arşivinde takılırken karşıma çıkan bir resim. Venus Williams 2005'te İstanbul'a geldiginde Kapalıçarşı ziyaretinin çıkışında kendisine ikram edilen hıyarı afiyetle yemiş.

avrupa'nın tadı yok



7 Eylül’de Polonya’da başlayacak olan 2009 Erkekler Avrupa Basketbol Şampiyonası öncesinde bazı yıldız oyuncuların yaşadıkları sakatlıklar veya farklı nedenlerden dolayı milli takımlarının formasını giyemeyeceklerini açıklamaları, bazı yıldızların ise şampiyonaya 1.5 aydan az bir süre olmasına rağmen henüz oynayıp oynamama konusunda net bir karar vermemeleri şampiyonaya katılacak bir çok ülkeyi sıkıntıya soktu.
YILDIZLAR NEREDE?
Başta Yunanistan olmak üzere, Litvanya, Sırbistan, İspanya ve son Avrupa Şampiyonu Rusya gibi şampiyonluğun önemli adayları bu sıkıntıyı en çok yaşayan ülkeler olarak göze çarpıyor.Dünya çapındaki yıldız oyuncuların yokluğunda sönük bir turnuva olmasından endişe edilen Avrupa Şampiyonası’na şu ana kadar katılmayacağını açıklayan ve katılıp katılmayacakları belli olmayan önemli isimler şunlar:
Rusya: 2007’de Ruslara Avrupa Şampiyonu unvanını kazandıran son saniye basketini atan Amerika asıllı Rus guard JR Holden ve Utah Jazz’de forma giyen takım kaptanı Andrei Kirilenko şampiyonada forma giymeyeceklerini açıkladılar.
İspanya: Son Dünya Şampiyonu ve Avrupa 2.’si İspanya’da sakatlığının iyileşmesine rağmen kendisini riske etmek istemeyen Jose Calderon, milli takımı bırakan Carlos Jimenez ve milli takımda iyi kullanılmadığına inandığı için takıma katılma davetini reddeden Fran Vasquez, Polonya’da olmayacaklar. Juan Carlos Navarro’nun durumu ise netlik kazanmadı.
Litvanya: 2007’nin bronz madalyalı ekibinde Sarunas Jasikevicius’un oynamayacak olması yetmezmiş gibi Arvydas Macijauskas “sakatlanmaktan korktuğu için”, Rimantas Kaukenas ise dinlenmek istediği için milli takımdan aflarını istediler.
Yunanistan: Kısa bir süre önce ameliyat olan Dimitris Diamantidis ve A1 Ligi final serisinde yaşadığı sakatlık sonrasında dinlenmek isteyen Teo Papaloukas’ın yanı sıra Vassilopoulos ve muhtemelen Tsartsaris, şampiyonada mavi-beyazlı formayı giymeyecekler.
Sırbistan: Efes Pilsen’e transfer olan müthiş skorer Igor Rakocevic’in sezon sonunda bir süre dinlendikten sonra milli takıma katılma talebi coach Ivkovic tarafından reddedildi ve başarılı oyuncu milli takıma alınmadı. NBA patentli Darko Milicic ve geçen yıl Efes’te oynayan Vujacic de kadroya çağrılmadılar. Avdalovic’in de oynaması beklenmiyor.
İtalya: Gök mavililer Raptors’lı Andrea Bargnani’yi Polonya’ya gitmeye ikna ettiler ancak Massimo Bulleri ve Shawn Stonerook’un milli takım çağrısını reddetmesiyle kan kaybettiler. Sırtından sakatlığı henüz geçen genç Knicks forveti Danilo Gallinari de Polonya’da olmayacak.
Fransa: Chicago Bulls’un henüz milli takıma gitmesine izin vermediği Joakim Noah ve Orlando’lu Mickael Pietrus’un durumları belirsizliğini koruyor. Foirest ise milli takıma katılma çağrısına olumsuz yanıt verdi.
Almanya: Panzerlerin tüm umudu kaptanları Dirk Nowitzki’nin “geliyorum” açıklamasını yapması. Ancak şampiyonanın başlamasına 40 gün kala süper forvetten henüz ses çıkmadı. Chris Kaman’ın da gelip gelmeyeceği konusunda net bir bilgi yok.
Büyük Britanya: İki NBA yıldızı Luol Deng ve Ben Gordon’lu kadro ile şampiyonada ses getirmeyi umut eden Büyük Britanya, Deng’in geçen sezon yaşadığı ağır sakatlıktan sonra henüz tam iyileşdiğini söyleyerek affını istemesi, Gordon’ın ise sakatlanma korkusu nedeniyle takımda yer almaktan vazgeçmesinden ötürü büyük hayalkırıklığı yaşıyor.
Türkiye: 12 Dev Adam’ın en büyük eksiği hiç şüphesiz Mehmet Okur. Tanjevic’le son yıllarda bir türlü yıldız barışmayan Memo, Polonya’da olmayacak. Müthiş bir play-off serisi oynayan Kaya Peker ve ligimizin en iyi dış atıcılarından Serkan Erdoğan’ın kadroya çağrılmaması ise fazlaca eleştirilmişti.

6 Temmuz 2009

hido'yla gece sohbeti





Cumartesi akşamı saat 8'den beri ulaşmaya çalıştığım kişinin telefonu sürekli kapalı ve telesekretere yönlendiriyor. "Fesuphanallah" nidaları eşliğinde ahizeyi kapatıyorum. Bu işlemi defalarca tekrar ediyorum. Artık Türkiye'de saatler gece 03:00'ü gösteriyor. Yani Pazar sabahının ilk saatleri. Uykuya dalmadan son bir kez daha Amerika hatlı numarayı çevirmeye karar veriyorum ve yataktan kalkıyorum. Telefon yine çalmaya başlıyor. Genelde 6. kez çaldıktan sonra telesekreter çıkıyor. 4....5....6....7....(hayret telesekreter çıkmadı)....8....9...Alo...(işte beklenen ses!) Ben: Hido nerdesin baba ya!!! Baycause ben. Hido: Vay baycause kardeşim iyiyim ya koşturmaca işte noolsun.

Bu diyalogla başlayan ve hoş-beş'ten sonra geldik esas konuya.Herkesin merak ettiği Hidayet'in Toronto'ya transferi konusuna. Yaklaşık 10 dakikalık sohbette ise ortaya çıkanlar aşağı yukarı şöyleydi:


Baycause:
Hidayet öncelikle Toronto’ya transferin hayırlı olsun.
Hidayet Türkoğlu: Çok teşekkür ederim.
B: Hido, tam Portland Trail Blazers’la anlaştığına dair haberler çıkmaya başladı ki bu haberlerden yaklaşık 3 saat sonra Toronto Raptors ile anlaştığın basına sızdı. Portland’da neler oldu? Neden son dakikada fikrini değiştirdin? O süreçte neler yaşandı?
H.T: Valla her şeyden önce Portland yönetimine çok teşekkür ediyorum. Hakikaten beni çok iyi ağırladılar, büyük bir misafirperverlik örneği gösterdiler. Havaalanında bana unutamayacağım bir karşılama yaptılar. Ama günün sonunda Portland’ın benim hedeflerim açısından en uygun takım olmadığına kanaat getirdim. 5 senedir Doğu Konferansı’nda mücadele ediyorum ve açıkçası hem Amerika’nın doğusunda yaşamaya hem de Doğu Konferansı’nda oynanan basketbol stiline çok fazla alıştım. Bu saatten sonra yeniden Batı Konferansı’na dönmek benim için tuhaf bir deneyim olacaktı. Orada oynanan basketbola yeniden uyum sağlamak çok kolay olmayacaktı benim için. Toronto Raptors yöneticileri ile zaten görüşme halindeydim ve Genel Menajer Bryan Colangelo’dan beni tatmin eden bir teklif gelince ben de Doğu Konferansı takımı olan Toronto’yu tercih ettim.
B: Peki eşin Banu’nun senin Toronto’yu tercih etmende önemli rol oynadığı iddia edildi. Toronto’nun Türkiye’ye daha yakın oluşu ve orada Türk nüfusun daha yoğun olmasından ötürü Banu Hanım’ın Toronto’da yaşamak istediği ve senin de bu yüzden Raptors’ı Blazers’a tercih ettiğin söylendi. Gerçekten eşin karar vermende seni etkiledi mi?
H.T: Kesinlikle böyle bir şey yok. Yani evli bir insanım ve kariyerim ve geleceğim ile ilgili önemli bir karar alırken elbette eşime ve aileme danışacağım. Sonuçta transferim konusunda karar verirken de eşimin görüşünü almam kadar doğal bir şey olamaz. 5 yıl gibi uzun bir süreçten bahsediyoruz ve ben tek başıma hareket etmeyeceğim. Eşim benim bugüne kadar verdiğim tüm kararlarda her zaman arkamda olmuş ve beni desteklemiştir. Toronto’ya gitme kararı benim kararımdır ve eşim de bu kararımda benim yanımda yer almıştır hepsi bu.
B: Portland’da takımın zaten hali hazırda Brandon Roy ve LaMarcus Aldridge, Greg Oden gibi geleceğini üzerine kurduğu üç oyuncu var. Toronto’da ise All-Star forvet Chris Bosh ile birlikte sen Toronto’nun iki ana parçasından biri olacaksın. Toronto’da üstleneceğin rolün büyüklüğü de senin karar vermeni etkiledi sanırım.
H.T: Haklısın. Portland’da genç ve yetenekli oyunculardan kurulu bir takıma “ağabeylik” yapacaktım. Toronto’da ise Bosh ile birlikte takımı bizim etrafımıza kuracaklar. Ayrıca kadroda Andrea Bargnani, Jose Calderon gibi çok kaliteli Avrupalı oyuncuların olması da benim için bir avantaj. Bunlar işte beni hep Toronto’ya çeken nedenler oldu.
B: Gelelim parasal konulara. Duyduğumuza göre Portland’ın ilk teklifi 5 yıl için 50 milyon dolardı. Daha sonra ise bu rakamın 5 yıl için 57 milyon dolar olduğu iddia edildi. Portland’ın teklifi gerçekte neydi senin ağzından duyalım.
H.T: İlk rakam doğrudur. Portland 5 yıl için 50 milyon dolarlık bir teklifte bulundu.
B: Peki Toronto’nun teklif ettiği rakam nedir? NBA.com’da yayınlanan bir haberde iddia edildiği gibi 60-61 milyon dolar civarında bir kontrat mı sundular?
H.T: Hayır, o çok abartı bir rakam. Duyduğuma göre Türkiye’de bazıları 5 yıl için 80-90 milyon dolar alacağımı yazmışlar. Nasıl uyduruyorlar, nasıl abartmayı başarıyorlar anlamak mümkün değil. İnan henüz net rakamlar belli değil. Avukatım bu işleri yürütüyor o yüzden net bir şey söyleyemiyorum.
B: 53-56 milyon dolar arasında bir rakam telaffuz ediliyor?
H.T: Evet, o civarda bir rakama anlaşacağız. Şunu da söyleyeyim. Eğer Toronto bana Portland’la aynı parayı vermiş olsaydı bile benim tercihim yine Toronto olacaktı.
B: Biraz da artık “eski takımın” olmak üzere olan Orlando Magic ile son dönemlerde yaşadıklarından bahsetmeni rica edeceğim. Şüphesiz Orlando bu sene tarihinde 2. kez final oynadıysa bunda en büyük pay sahibi sensin. 5 seneni verdiğin bir takımda üstelik finale çıkarmayı başardığın bir sezonda takımın seninle anlaşmak yerine adeta arkandan iş çevirerek başka bir oyuncuya yönelmesini nasıl değerlendiriyorsun?
H.T: Valla aslında hiç o konulara girmek istemiyorum, gerçekten beni çok üzen bir konu. Onlar farklı bir yola girmek istediler ve bunun için başka bir hamle yaptılar. Ben de bu karara saygı duyarım ve kendi yolumda devam ederim.
B: Bu konuda yine önemli bir söylenti de Orlando’nun sana bir teklifle geldiği ve senin bu teklifi beğenmeyip reddettiğin yönündeydi. Sen bu teklifi reddedince Orlando’nun da buna misilleme olarak takasla Vince Carter’ı aldığı söylendi. Gerçekten olay böyle mi gelişti?
H.T: Valla bana NBA Draft’ından iki gün önce, 23 Haziran Salı günü Orlando’dan resmi bir teklif geldi. Ben de gelen teklif için teşekkür ettim ve üzerinde düşünmek için birkaç gün süre istedim. Ben daha kabul edeyim mi etmeyeyim mi diye teklifi avukatım ve ailemle düşünürken 2 gün sonra Perşembe günü Vince Carter’ı aldılar. Benim bu takastan en ufak bir haberim bile yoktu ve gerçekten çok şaşırdım. O transfer
Üzerine zaten benim yapabileceğim bir şey kalmamıştı ve ben de ayrılmaya karar verdim.
B: Hidayet, vakit ayırıp sorularımı yanıtladığın için sana çok teşekkür ederim.
H.T: Ben teşekkür ederim, inşallah en kısa zamanda Türkiye’de görüşmek ümidiyle…

3 Temmuz 2009

the bodyguard






Michael Jordan'ın arkasını kollayan Dennis Rodman'ı vardı. Kobe Bryant'ın da artık arkasını kollayacak bir Ron Artest'i oldu. Hayırlı olsun...

2 Temmuz 2009

big foot




Sol taraftaki ayak ve kabı bendenize ait. Çok ufak bir ayak da değil hani; 46 numero. Esas problem sağ taraftaki ayakta. Tam 56 numara. Amarikan ölçüsüyle Size 22 yani a la Shaquille O'Neal. Shaq'in 22 numara ayakkabısı,aynı numara ayağa sahip Will Perdue ve Bob Lanier'ın ayakkabılarıyla birlikte NY NBA Store'da "NBA tarihinin en büyük ayakları" adlı mini bir sergide gösterilmekte. Gelelim bu yetişkin mezarı boyutlu ayağın sahibine. Kendisi 2 senedir Türkiye'de yaşıyor ve bir gün profesyonel basketçi olabilmek aşkıyla yoğun bir özel eğitimden geçiyor. Özel eğitimi veren kişi ise Türk basketbolunun efsane koçlarından biri. Kendisinden ve koçundan izin almadığım için bu esrarengiz yabancı ile ilgili daha fazla bilgi vermeyeceğim. Eğer izin alırsam 21 yaşındaki bu dev-genci ilerleyen günlerde bu sayfada yakından tanıtırım. O zamana kadar bu resme bakıp "breh breh" diyebilirsiniz.

12 Haziran 2009

geçmişten bugüne...






Resim -1:2009 NBA Finali 4. maçı: 4.6 saniye kala Derek Fisher maçı uzatmaya götüren basketi kaydediyor.

Resim -2:2004 Batı Konferansı Finali 5. maçı: 0.4 saniye kala Derek Fisher maç kazandıran basketi atıyor.

10 Haziran 2009

reebok yeme, dokanma dövmeme




Marcin "The Polish Hammer" Gortat'nın sağ alt baldırındaki Jordan Jumpman logosu dövmesi, Polonyalı pivotla sponsorluk anlaşması bulunan Reebok'a "batmış". Reebok yetkilileri Gortat'dan uzun çorap giyerek veya kozmetik kapatıcılar kullanarak Jordan dövmesini maçlar esnasında gizlemesini istemiş. Denyoluk ölçeğine göre Reebok'a 10 üzerinden 10 puan veriyoruz. Ulen adamın dövmesi olduğunu şimdi mi farkettiniz dududiller? Zaten Gortat da vermiş ağızlarının payını. "Reebok bana Jordan dövmemi gizletecek kadar çok para ödemiyor. O dövme 4-5 senedir orada, yeni mi farkına vardılar?”

Michel Jordan'ın yerinde olsam bu duruşu üzerine Gortat'nın alnından öper "nnnevladımmm" derim.

Ha bu arada dövmeyi yakından inceleyince dövmedeki Jordan mı değil mi onu da tam kestiremedim. Bira göbekli tıknaz bacaklı Jordan silüetiyle dövme yapan elemanı bizzat tebrik etmek isterim doğrusu.

9 Haziran 2009

hido'dan müthiş espri!



...Before Game 2, Turkoglu joked with the reserve point guard Tyronn Lue and removed the tape from his ankles and placed it on Lee.

A reporter asked him for two seconds of his time. “One, two,” Turkoglu said with a smile.


Bu arada aynı yazıdan Hido'nun maç öncesi ritüelinin pizza yemek olduğunu da öğrendik...

When asked about Turkoglu, Anthony Johnson, Orlando’s veteran point guard, began his response with a lengthy laugh.

“He’s the only player that’s in the N.B.A. finals who is so out of shape,” Johnson said. “For the minutes that he plays, that’s almost impossible, but somehow he manages to find a way. Eating pizza before the game, every game, that’s unheard of.”


Kaynak: New York Times
http://www.nytimes.com/2009/06/09/sports/basketball/09nba.html?_r=2

8 Haziran 2009

kralsız geçen 16 yıl


7 Haziran Pazar Eski Kıta'nın gördüğü gelmiş geçmiş en büyük basketbolculardan birinin, Drazen Petrovic'in Almanya'da geçirdiği bir trafik kazası sonucunda hayatını kaybetmesinin 16. yıldönümüydü. Bir kez daha bu büyük efsane önünde saygıyla eğiliyoruz...

Андрей является по профессии !* (*andrei tatilde)


Geçenlerde Tony-Eva Parker çiftinin St.Tropez'de geçirdikleri tatillerinden bir kare koymuştum bloga. Bugün de Andrei Kirilenko'nun Bahamalar'daki tatilinden bir enstantane ile magazin haberciliğine devam ediyorum :) Yanlız kare çok ilginç. Etrafta ne eşi Masha ne de bir başka kadın var. Kirilenko'nu yanındaki tek dişi ise yüzmeyi ve jet-skiye binmeyi çok sevdiğini tahmin ettiğim bir domuz. Kirilenko-Jet Ski-Domuz...ilginç bir üçlü.

5 Haziran 2009

oh la la!! tonycik tatilde




Tony Parker - Eva Longoria Parker çifti St.Tropez'de günlerini gün ederken, başarılı çiftin mutlulukları gözden kaçmadı. (Kenan Erçetingöz Mode:ON)

4 Haziran 2009

büyük lokma ye, büyük söz söyleme


Boş vakit bulduğumda ziyaret etmekten en çok zevk aldığım internet sitelerinden biri Sports Illustrated'ın arşivindeki tüm dergilerde yer alan makale ve yazıların erişime açık olduğu vault.sportsillustrated.cnn.com . Biraz önce yine bu sitedeyken Kobe Bryant'ın henüz liseyi yeni bitirip erken profesyonel olma kararı aldığı dönemde kaleme alınmış ve 6 Mayıs 1996 tarihli sayıda yayınlanmış bir yazıya denk geldim.

Yazının son paragrafında yazar Michael Bamberger dönem Boston Celtics'te "basketbol geliştirme" departmanı (nasıl bir departmansa artık!) direktörü olan Jon Jennings'ten de görüş alıyor. Jennings, Kobe Bryant'ın erken profesyonel olma kararı almasına dudak büküyor ve Kobe'den 1 sene önce NBA'e adım atan bir başka liseli Kevin Garnett'i de işin içine katarak şöyle diyor: "Bence Kobe çok büyük bir hata yapıyor. Benim bugüne kadar gördüğüm en iyi liseli olan Kevin Garnett'in bile erken profesyonel olmasına karşıydım. KALDI Kİ KOBE,BİR KEVIN GARNETT DEĞİL."

Hmmm....

ŞİMDİ NEREDELER?
KOBE BRYANT

11 kez All-Star seçilen Bryant kariyerinde şu ana kadar 3 NBA şampiyonluğu, 1 normal sezon MVP ödülü, 3 All-Star MVP ödülü, 1 olimpiyat altın madalyası kazandı ve kariyerindeki 4. NBA şampiyonluğunu kazanmak için çabalıyor.

JON JENNINGS

NBDL'de Maine Red Claws adlı takımda Başkan, Genel Menajer, Muhasebeci, Tesisatçı, Çaycı, Cheerleader olarak çalışıyor. Yol+Yemek+SSK da cabası...


Ne diyelim... öngörüleri güçlü bir adam...Jon Jennings