12 Dev Adam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Dev Adam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Eylül 2009

ya dışındasındır sistemin, ya da içinde yer alacaksın!


Avrupada bu için raconu budur herhalde. Yani takımın bir parçası olacaksın ya da dışarıda yer aldığında Spanoulis‎ gibi işi kotarabileceksin manasına geliyor bu cümle! Hidayet Yunanistan maçında kaçak güreşmediği zamanlarda sistem dışarsında birşeyler üretmeye çalıştı. Fakat ne yazık ki yapamadı. Oysa Spanoulis‎ sistemin içinde yer aldığında hakkını verirken, sistem dışına çıktığında da "bu işi yapabiliyorsan yapacaksın!" mesajını net bir şekilde vermiştir herhalde!

17 Eylül 2009

sağlık olsun!

Şu maç öncesinde herkesin bildiğim bir şey vardı. Bu çocuklar maçı kaybetse bile ellerinden geleni yapacaklardı. Zira öyle de oldu. Rakip bu kadar iyi dış şut atarken, 19 sayı farkla öne çıkmasına rağmen asla geri adım atmadılar. Yediğimiz 13 üç sayılık atışa rağmen onları maç sonunda yakalayabilmek ve hatta kazanacak şansı bulmak bile bu turnuvada bizi önceki yıllara göre farklı kılan durum olarak karşımıza çıkıyor.

Aslına bakılırsa turnuvanın diğer maçlarına nazaran inişli çıkışlı bir performans gösterdik bu maçta. İlk olarak savunmada çok kötü başladık maça. Fakat ikinci periyotta bir ara o kadar sert hale geldi ki savunma, Slovenya pota göremez oldu. Eğer üçüncü periyotta inişli çıkışlı bir performans yerine dengeli bir oyun ortaya koysaydık burada 6-0 yapmanın mutluluğunu yaşıyor olacaktık.

Bundan önceki maçlarda yaptıkları ile hakkını vermemiz gereken Tanjevic bence büyük hatalara ve özellikle rotasyon yanlışlarına imza attı. Özellikle çeyrek final maçı sonrasında saçma statü sonrası takvimin sıkışacak olmasına rağmen Ersan, Ömer ve Hidayet'i 3o dakika üzerinde oyunda tutmak büyük bir riskti. Rotasyonu önceki maçlara nazaran daha kısıtlı tutmak, Lakovic üzerindeki savunma çok kötü yapılırken bile Sinan'ı denememek kolay açıklanabilecek bir durum değildir. Bunun yanında son topta Ender o kadar içeriye girdikten sonra soğuk oyuncu üzerinden 3 sayı atarak maçı kazanmak gibi bir tercihin doğruluğunu-ki elenme veya devam etme maçı olsaydı tercih bu mu olurdu acaba?- her ortamda tartışırım. Fakat herkesin olduğu gibi onunda hata yapma şansı olduğunu da biliyorum.

Bundan sonra artık maçları tek tek düşünme zamanıdır. Öncelikle hedef maçımız Yunanistan. Bana kalırsa özellikle sertlik ve pota altı hakimiyetimizle rakibi yenebilecek güçteyiz. Eğer bu artılar iyi değerlendirilip, özellikle savunmada alternatifler doğru değerlendirilirse bence düşündüğümüzden kolay bir maç bile olabilir. Umuyorum ki herşey istediğimiz gibi olur.

Son olarak şu saçma fikstüre değinmek gerekiyor. Bugün maç yapmış olan İspanya ve Sırbistan yarın farklı bir şehirde yine sahada olacak. Kısaca tüm finallerin aralıksız 17-18-19 ve 20 Eylül tarihlerine neden sıkıştırılmış anlamakta zorlanıyorum. Bazı maçlar arasında sadece 14-15 saat olduğunu görünce şaşırmamak elde değil. Bundan sonrasında sadece doğru setleri çizmek, doğru beşi bulmak, doğru oyuncuları değiştirmek değil, oyuncularını aktif bir şekilde dinlendirmekte önem kazanacak gibi görünüyor.

2 Ağustos 2009

pes doğrusu!






Bugüne kadar Ruanda ile ülke olarak hafızamızdaki tek bilgi bu Orta Afrika ülkesinin iki etnik grubu Tutsiler ve Hutular arasındaki husumetin 1994’te 100 gün içinde 800.000 kişinin katledilmesiyle sonuçlanan “Ruanda Soykırımı”na neden olmasıydı. Ha bir de konu ile ilgili çekilen “Hotel Rwanda" filmi vardı…


Ama artık Ruanda ile ilgili bir şey daha biliyoruz. Basketbolda, “dünya devi” Türkiye’ye kafa tutabilecek cesaretlerinin olduğunu.
FIBA dünya sıralamasında 1.4 puanla 74 ülke içinde 71. sırada olan, 7 takımlı ulusal bir lige sahip, tarihleri boyunca basketbolda en ufak bir başarı kırıntısına bile sahip olmayan Ruanda, Cumartesi akşamı dünya sıralamasında 192 puanla 14. sırada yer alan Türk Milli Takımı’nı 79-76 yenerek sadece basketbol tarihlerinin değil belki de ülkenin spor tarihindeki en büyük başarısına imza attı.


Basit bir sorum var. Futbolda FIFA dünya sıralamasında 28. sırada yer alan Türk Milli Takımı bir hazırlık maçında olsa dahi aşağıdaki ülkelerden hangisine yenildiği takdirde spor camiası “kelle almak” için harekete geçer?
Burkina Faso? (51.) Jamaika? (65.) Togo? (71.) Benin? (80.) Mozambik? (82.) Kuzey Kore? (84.)Küba?(85) Katar? (86.) Doğru yanıt tabii ki “hepsi” olacaktır.

Basketbol Milli Takımımız’ın bu yenilgisi sonrasında elbette “kelle alınsın” diyen yok ancak maçtan sonra milli takım menajerinin ağzından “Takım 6 eksikle Ruanda karşısında oynadı. Maçın genelinde oyunu rakibimiz önde götürdü. Maçın sonunda yakaladık. Ancak sahadan rakibimiz galip ayrıldı. Hazırlık maçlarında aldığımız sonucun çok da önemli olmadığını düşünüyorum. “Ruanda’nın birçok oyuncusu ABD’li oyunculardan oluşuyor. Doğal olarak NBA’i yakından takip ediyorlar. Bu nedenle Hidayet Türkoğlu’na da büyük ilgi gösterdiler” açıklamasını duymak şahsen benim tüylerimi diken diken etti.

Değil 6 oyuncu 10 oyuncun bile eksik olsa hazırlık maçında dahi Ruanda gibi bir takıma yenilmeye hakkınız yok. Görüntüleriyle 1992 Barcelona Olimpiyatları’nda ABD’nin NBA yıldızlarından oluşan Rüya Takım’ı ile fotoğraf çektirme yarışına giren takımlara benzeyen Ruanda’lıların Hidayet’e ilgi göstermiş olmaları bu yenilginin açtığı yaraları sarmaya milli takım yöneticileri için yeterliyse, o zaman “vay halimize” diyorum. Ha bu arada ABD’nin, oyuncularıyla fotoğraf çektiren o takımları ortalama 40 sayı fark atarak yendiğini de hatırlatalım.

Ama kabahat bizde! Üç gün önce kilit oyuncularından yoksun Kanada Milli Takımı’na son 5 saniye içinde topu oyuna sokarken kaptırmalarının ardından yedikleri basit basketle yenilen Milli takımın kötü performansını bile allayıp pullayıp “mücadele eden bir takımımız var” diyerek Polyannacılık oynayanların bu utanç verici yenilgiye de böyle bir kılıf uydurmasına niye şaşırıyorum ki?


Mete Aktaş

22 Haziran 2009

12 dev adam spor kulübü

Ne yazık ki artık bu ismi kullanmam gerekiyor. Bir ülkenin milli takımı oyuncuların performansına göre değil, bir hocanın tercihleri ve çalışmak istediği oyunculara göre belirleniyorsa-ki aynı hastalık futbol milli takımımızda mevcut, bunu da buraya bir not olarak düşelim-, bu takımı ulusal takım olarak değil de bir kulüp takımı gibi değerlendirmek gerekir kanımca. Hazır basketbol okulları da varken onu da altyapı yaparlarsa, bölgesel ligden başlayarak TBL yolarrını aşındırabilirler. Hem bu takımdan yetişecek oyuncular kulübün A takımı için daha şevkle mücadele eder, değil mi!?