.jpg)
25 Haziran 2009
efes pilsen ersan'ın peşinde!
.jpg)
23 Haziran 2009
finalin öğrettikleri

20 Haziran 2009
masum değiliz hiçbirimiz
Gerek fırsat olmamasından, gerek de atılan adımları görmek adına bekledim serinin son maçı ve geneli hakkında yazmak için. Son maçın sonunda olanları anlatmaya gerek yok, herkes yeterince yazdı çizdi ki tekrar gibi olacak ama burada yazılanların hepsinin altına imzamı atarım. Olayları izlerken utandım. Fakat salı gününden bu yana olanları gördükçe daha da utanıyorum. Bir kez daha sorun görmezden geliniyor ki böylece sorun olmadığı kanısına varıyorlar sanırım. Ancak sorun var. Hem de büyük bir sorun var ve bu sorunun oluşmasında herkesin parmağı var.
Maçtan sonra "Fenerbahçe Ülker bu ligde nasıl oynayacak" diye feryat eden Ergin Ataman'ın serinin başından beri masum olmadığını biliyoruz. Son maçta her faulunden sonra özür dileyip saç okşayan Kaya Peker'in de seri boyunca neler yaptığını biliyoruz. Maç sonrası taraftarları sakinleştirmeye çalışan Ali Koç'un seri boyunca neler yaptığını biliyoruz. Tahrik edildik kelimesi gerçekten çok komik kalıyor şu olaylara, özellikle serinin belki de en sakin maçı sonrası.
Her iki ekibin de yönetimi, oyuncuları, teknik ekibi ve Fenerbahçe Ülker taraftarı tüm bu olaylardan sorumludur. Doğal olarak Fenerbahçe Ülker daha da sorumludur ve umarım alabilecekleri en yüksek cezayı alırlar. Ancak bu filmin baş sorumlusu yönetmenidir. Kriz ancak bu kadar kötü yönetilebilirdi sanırım. Gerçi ortada yönetilen pek bir şey yoktu. 5. maçın sonundaki olaylar iyi okunabilse son maçta böyle şeyler olmayabilirdi ama verilen kararlara bakılırsa federasyona göre 5. maçta Rasim'in masa tekmelemesi dışında hiçbir şey olmamıştı. Seri boyunca her maç bir adım öteye ilerleyen gerginlik de bir türlü engellenmeyince çığ olup basketbol dünyasının üzerine çöktü.
Bundan ders alması gereken federasyondan hâlâ net bir açıklama yok. Muhtemelen Türkiye'deki balık hafızalıktan faydalanıp sessiz kalarak unutturmaya çalışıyorlar. Sonrasında da serinin son maçı öncesi olduğu gibi göstermelik cezalar açıklanacak ve görevimizi yaptık diyecekler. Ancak ortada büyük bir utanç lekesi kalacak ve bu leke de temizlenmediği sürece daha da yayılacak.
18 Haziran 2009
ve yeniden efes!
Aslında bir maçın olaylarının böyle önce geçmesi pek istenilen bir durum değildir. Kendi adıma öncelikle maçın hakkını vermek isterdim. Ağırlıklı olarak duygusal olsa da maç yazısından ziyade olaylara değinmek durumunda kaldım. Sıra maça değinmeye ve kazananın hakkını vermeye geldi.
Aslında Fenerbahçe maça skor bulma anlamında iyi başlamıştı. Solomon ve Mirsad’ın iyi oyunu, önceki yıllardan alıştığımız zorlama dış şutlara dayalı oyun Fenerbahçe’ye belli bir rahatlıkla maçı önde götürme şansı tanımış gibi göründü. İkinci periyotta Efes Pilsen oyuncu değişiklikleri, oynadıkları yalın ve ikili oyuna dayalı güzel setler ile öne çıkmaya başladı. Hatta bir ara kim ikili oyun denese Kaya pota altında bomboş bir şekilde potayla baş başa kalıyordu. Bu ikili oyunlara doğru bir pas trafiği eklendiğinde Efes Pilsen’in lehine fark bir ara 11 sayıya kadar çıktı. Bu süreçte Tanjevic’in -çok kez karşılaştığımız üzere- oyunu izlemesi ve mola almaması artık bizi şaşırtmadı. Bu arada aynı Kaya Peker’in kendi potasına iki kere temas ederek rakibe ucuz sayılar vermesi de gözlerden kaçmadı. Efes Pilsen'de takımı adına hataları yapan Kaya iken, Fenerbahçe taraftarı da kendi takımını oyundan düşürmek adına Semih serbest atış kullanırken sahaya yabancı maddeler atmakla meşguldü. Böyle bir davranışın takımına yarayacağını düşünmüş olmalılar herhalde! Keza (Semih pek iyi bir serbest atıcı olmasa da) 2 serbest atışın girmemesi ve Fenerbahçe'nin belki de oyundan soğuması ile sonuçlandı bu sahneler. O dakikadan sonra Efes Pilsen rüzgârı arkasına aldı gördüğüm kadarıyla...
Bu periyodun bir diğer kritik unsuru Efes Pilsen’in dönem dönem denediği tam saha baskılardı. Bu baskılar Fenerbahçe top kayıplarına sebep oldu. Efes Pilsen ise ilk yarının son iki dakikasına kadar top kaybı bile yapmadı. Ve yine vurgu yapmak gerekiyor ki, Efes Pilsen’in oynadığı basit oyun yapılan az top kayıplarının en önemli sebebiydi. İlk yarıda göze çarpan bir diğer nokta da Sinan ve Shumpert’ın girişiyle Efes Pilsen’in oyun renginin tam anlamıyla değişmesiydi. Ayrıca seri başından beri ilk kez Kerem ve Ender aynı anda verimli bir oyun sergiliyordu.
İkinci yarıya Fenerbahçe daha istekli ve sert savunma yaprak başladı. Mrsic’in seri boyunca kritik dakikalarda yaptığı katkılara bir yenisini ekleyince Fenerbahçe tekrar oyunda eşitliği sağladı. Bu süreçte Fenerbahçe’nin en önemli hücum silâhı her zamanki gibi üç sayılık atışlardı. Ergin Ataman bu sırada aynı ilk yarıda Tanjevic'in yaptığı gibi, mola almayı unuttu. Fakat daha önceki maçlarda dediğim gibi melekler Ataman’ı korudu ve Efes oyunu önde götürmeyi başardı. Bu periyotta Kakiouzis öyle kritik anlarda sayılar buldu ki, kırılma noktalarında oyunu çeviren kişi oldu diyebiliriz.
Son periyotta Efes Pilsen mümkün olduğu kadar tempoyu düşürüp, savunmayı sertleştirme fikrine sahipti. Aslında bu taktiğinde ilk anlarda başarılı da oldu. Fakat son periyotları çok iyi oynayan Emir Preldziç öyle bir günündeydi ki, takımını olmaz denilebilecek oyunlarla öne geçirmeyi başardı. Bu noktadan sonra Efes Pilsen kontrollü oyununa devam edip, paniğe kapılmadan, mücadele ederek maçı kazanmayı bildi. Oyunun son bölümünde Fenerbahçe çok kötü ve doğaçlama bir oyun sergiledi. Eli sıcak olan Preldziç, savunmanın katkısıyla olsa da unutuldu. Çoğu kritik topu en son kullanabilecek kişi olan Devin Smith kullanınca Efes Pilsen zor olanı başarıp 2-0 geriden gelerek, durumu 4-2 yaparak şampiyon olmayı başardı.
Aslında gönül isterdi ki bu dakikadan sonra sevinç ve mutluluk sahnelerini konuşalım. Hatta Fenerbahçe oyuncularının ve yöneticilerinin can-ı gönülden rakiplerini kutladığı hoş sahneleri burada tasvir etmek de isterdim. Ne yazık ki fanatizmi hayatımızın her yerine sokabilen zevatlar, hayatımızın bu en zevkli temaşa aracını da bir şekilde kirletmeyi başardılar. Bu üstün başarıyı(!) gösteren Fenerbahçe veya Efes Pilsen camiası ayırmadan kim varsa tebrik ediyorum!
Şampiyon Efes Pilsen’i de can-ı gönülden tebrik ediyorum. Aslında ben dahil birçok kişi 2-0’dan sonra geri dönemeyeceklerini düşünüyordu. Fakat maçlar sahada kazanılıyor. Efes Pilsen ilk 2 maçı kaybetmesine rağmen kazanmayı çok istemişti. Ve özellikle ikinci maç sonrasında kazanmaya daha inanan, organize olmuş ve modern basketbolun tüm gereklerini yerine getirir haldeydiler. Bunun karşılığını da hak ettikleri şampiyonluğu alarak taçlandırdılar. Yaşananlar çirkin olsa da 13. şampiyonluk bence Efes Pilsen’e yakıştı.
sizler “hâlâ” seyirci misiniz?
Kahretsin, kahretsin yine kahretsin. Ekran başına final serisinin 6. maçını izlemek için geçtiğimde Abdi İpekçi'nin atmosferi gerçekten çok güzeldi. O anda aklıma "eğer maçı Efes alırsa bu güzellik yine devam eder mi? 5. maçın gerilimi buraya yansır mı?" soruları geldi. Aklıma gelen oldu ama yaşanan olaylar tahminim ötesindeydi. Bu nasıl bir taraftarlık? Sahaya girip rakip oyunculara saldırma hakkın nereden geliyor? Bizler nasıl insanlar olduk? Taraftarlığımız, insanlığımızın önüne geçmiş, hatta yok etmiş. Lakers şampiyonluğunu nerede kazanmıştı? Orlando'nun sahasıydı di mi? Şampiyon, şampiyonluğunu yaşayamadan soyunma odasının yolunu tutmak zorunda kalmış mıydı? Bir şampiyon hakettiği şekilde onore edilemedi... Keza aynı şekilde finaldeki rakibi de.Seriye basketbol açısından bakarsak, iki tarafında hakettiği bir eşleşme oldu. Böylesi güzel bir seri yaşattıkları için kazanana da, kaybedene de teşekkür etmek gerek, gerekirdi. Bunu gösteremeyen kişiler ne taraftardır, ne de birer insan. İzlerken sinirimden ağlayacaktım. Nasıl bir duygudur bu yahu? Kazananı alkışlamamak, kaybetmenin de oyunun bir parçası olduğunu bilmemek.
*Seyirci bu şovun bir parçası ancak böylesi değil. Kulübü sorumlu tutmadan seyirciye verilebilecek bir ceza türü var mıdır?
17 Haziran 2009
şampiyonluk ve çirkinlik!
nerede bu devlet nerede bu tbf?

16 Haziran 2009
anlayan beri gelsin!

Aslında bu verilen ve verilmeyen cezalar ne manaya geliyor? Acaba Disiplin Kurulu; "Hakem hata yapmıştır ama biz de bu hataya ortak olup ceza alması gerekenleri cezalandırmıyoruz!" demek mi istiyor? Veya "Tanjevic milli takım koçu, ona ceza vermeye gücümüz yetmez!" demek mi istiyor? Nereden bakarsak bakalım, cevabını asla alamayacağımız ve kesinlikle tahkim denen bir müessese varsa işletilmesi gereken cezalar bunlar. Kaya, Mirsad, Tanjevic, X veya Y kim ceza alması gerekiyorsa hak ettiği cezayı almak zorunda ki bu pis kokuların arkası kesilsin. Öyle cezalar verilsin ki önceki yıllarda başkalarının aldığı cezalar ile kıyaslandığında "kurul doğru yapmış" denilebilsin. Eğer federasyonun kurulları bu işi yapamıyorsa da derhal istifa etsin. Elbet ki camia da bu işi layığıyla yapabilecek birileri bulunacaktır.
Kendi adıma serinin gerginliği dahil birçok şeyden rahatsızım. Dördüncü maç sonunda çıkan olaylar ve yönetici açıklamaları ilgili bir ceza görmediğim şu ortamda(ki daha önceki maçlarda Ataman'ın Tanjevic için söyledikleri de bence cezayı hakedecek şeyler), bu verilen cezaları gördükten sonra artık şu camia için üzülmek dışında elimden birşey gelmiyor. Umarım birileri "sıvamak" yerine bu çirkinliği "temizlemek" gerektiğini tez zamanda anlayabilir!
15 Haziran 2009
yorum farkı
Fenerbahçe Ülker'li oyuncuların itirazlarını ve tepkilerini vandal bir biçimde göstermeleri çok çirkindi. Bunları tasvip etmek mümkün değil. Özellikle Rasim Başak'ın bu takımda yeri olmadığını bir kez daha kanıtladı bu maç. Taraftarların en ufak olayda 'tahrik olduk' bahanesine sığınıp sahayıp şişeye boğmaları akıl alır gibi değil.
Maçla ilgili yazıları Kerem ve Muyu gayet güzel şekilde yazmışlar, onlara eklenecek fazlaca bir şey yok. Benim yazmak istediğim konu maçın kaderini çizen ve olayların fitilini ateşleyen pozsiyon hakkında. Öncelikle pozisyon net olarak faul, o su götürmez. Ayrıca yukarıda da dediğim gibi sonrasında gelişen olayların hiçbir şekilde mantıklı açıklaması yok ve umarım bu olaylara karışan herkes alabileceği en büyük cezaları alır. Pozisyon için Nur Germen "top oyuna girmeden yapılan tüm fauller sportmenlik dışı olur" dediğinde şaşırdım çünkü bu kuralın bu kadar katı olması garip geldi.
FIBA'nın sitesinde kurallara baktığımda ise bu kuralın Nur Germen'in dediği gibi olduğunu gördüm.STATEMENT
When the ball is out-of-bounds for a throw-in and is still in the hands of the official or is already at the disposal of the thrower-in and at that moment a defensive player on the court causes contact with a player of the team of the thrower-in also on the court and the foul is called, this shall be judged as unsportsmanlike.
Ancak bu kuralın hemen altındaki örnek kuralın açılımını biraz daha iyi gösteriyor.
Example 1:A4 has the ball in his hands or at his disposal for a throw-in when B5 causes contact with A5 and a foul is called on B5.
Interpretation: Because B5 is obviously not making any effort to play the ball and an unsportsmanlike advantage is gained by not allowing the game clock to restart. An unsportsmanlike foul must be called without a warning being given.
Örnekteki faulun sportmenlik dışı olarak çalınmasının açıklamasında faulu yapan oyuncunun bundan sportmenliğe aykırı bir avantaj elde etmesi. Ancak bu maçtaki pozisyonda öyle bir durum olduğunu düşünmüyorum. Fatih Söylemezoğlu bu yorum hakkını kullanarak pozisyonu normal faul olarak değerlendirebilirdi -ki bence iyi hakemlik bu yorumları yapabilmeyi gerektirir- ancak o kuralcılıktan yana davrandı ve sportmenlik dışı faul çaldı.
Son olarak taraftarlar, yöneticiler, Mirsad, Rasim ve Kaya. Bu hareketleriniz spora hiç yakışmıyor.
14 Haziran 2009
heyecanın dozu artıyor!
efes bir adım önde

Maçın ilk yarısında daha dengeli, hücumda çok daha fazla top çevirip doğru şutu bulmaya çalışan taraf Efes Pilsen'di. Kaya'nın, serinin geri kalan maçlarındakinden daha cesurca direk çembere giden hücumlarıyla pota altından kolay sayılar buldu Efes. Bu sayede farkı ilk çeyrek sonunda farkı 12 sayıya kadar çıkarsalar da ribaund konusundaki zaafları ve kolay faullerle Fenerbahçe'nin skorda kendilerini yakalamalarına yardımcı oldular. Fenerbahçe'nin ilk yarı boyunca topu çember altına indirememesi oyunun gidişatını Efes Pilsen'in yönlendirmesinde büyük etkendi. İki taraf adına da kaçan serbest atışlar ilk yarı sonunda skorun başa baş gelmesinin sebeplerinden biriydi.
İkinci yarı basit top kayıplarıyla başladı ama geriden gelmenin enerjisiyle, Solomon-Oğuz Savaş ikilisiyle rakibini yakalayan Fenerbahçe 42-41'lik skorla maçta ilk kez öne geçti ama bu bölümde belki de serinin en kritik adamı olan Sinan Güler önce savunmada Solomon'u sindirip sonra da hücumda kiritik bir üçlük ve bir tane inanılmaz tip-basketle Efes'in maça tutunmasını sağlayan isim oldu. Shumpert'ın sayılarıyla 4. çeyrek başında fark tekrar 7 sayıya çıksa da Mirsad'ın aklımda kalan en az 3 tane çok zor basketiyle Fenerbahçe bir kez daha skora ortak olmayı başardı.
Maçın son 26 saniyesine Efes 2 sayı farkla önde girdi ve bu anda Ergin Ataman cesur bir karar alıp top Fenerbahçe'deyken Ömer Onan'a faul yapıldı. Bunun, Ergin Ataman'ın tüm seri boyunca yaptığı nadir doğru kararlardan biri olduğunu düşünüyorum. Ömer'in başarılı faulleriyle son 15 saniyeye berabere girildi ve plan Ergin Ataman'ın "en azından top elimizde olsun, en azından yenilmeyelim" stratejisi üzerinden işlemeye çalışıyordu. Çalışıyordu diyorum çünkü Efes topu köşeye sıkıştırarak top kaybı yapmanın eşiğinden döndü. Topu köşeden oyuna sokan (bu sezon NBA ve BBL'de ne kadar çok değerli oldu bu topu oyuna yandan sokmalar) Efes Pilsen 5 saniye ihlali yapmak üzereyken Ömer Onan'ın çok gereksiz faulüyle ayrı bir paradoyi daha izlemeye başladık. Maçın en kritik anında yeni kurallardan birini daha yaşamış olduk. Top henüz oyuna
girmeden Ömer, Smith'e faul yaptığı için sportmenlik dışı faul kararı çıktı ve işlerde bu andan sonra çığrından çıkmaya başladı. Böyle kritik bir hatanın üstüne hakemlere kontrolsüz itirazda bulunan Fenerbahçe cephesi o saniyeden sonra zaten az olan kazanma şansını da tamamıyla kaybetmiş oldu ve Efes serinin ilk ev sahibi galibiyetine imza atmış oldu.
Sahadaki oyunculardan bazılarının itirazlarını da anlayışla karşılamak isterim ama sezon boyunca yaptığı hiç bir şeyi anlayamadığım Rasim'in gidipte masa hakemlerinin bulunduğu masayı gözü dönmüş sapıklar gibi tekmelemesinin hiç bir açıklaması olamaz bana göre. Referanslarından dolayı biraz abartacağım ama bu hareketinden sonra 1 yıl bile ceza alsa kolay kolay akıllanabileceğini sanmıyorum.
Seri boyunca teknik faul düdüklerinin, Efes cephesinden Kaya ve Kasun'a, Fenerbahçe cephesinde ise Mirsad, Semih, Solomon ve Rasim'e çalınamayışının! bu kritik maçın son saniyelerine sıkıştırılmaya çalışılması da hakemlerin bir kez daha maçın önüne geçmesinde etkili oldu. Serinin önceki maçlarında her pozisyonda hakemi Allah'a haval edenler ve rakibi kendisine ters bir hareket yapsın diye ortamı bilerek gerenlere gereken düdükler çalınmış olsaydı kimsenin bu kadar gerileceğini düşünmüyorum.
Sırtı dönük oyun anlamında belki de maçın en etkili ismi olan Oğuz'u yeteri kadar kullanamayan Tanjevic'e de burdan selam olsun.
Ömer Aşık son 2 sezondur açık ara en favori sporcum. Yaşadığı şanssız sakatlık sonrasıda beklediğimden de hazır dönmüş olması çok sevindirici ama tüm yeteneklerine ihanet eden o serbest atışlarını geliştirmesi şart. Attığı air-ball ve her çizgiye gelişinde kendine olan güvensizliği çalışma azmiyle buralara kadar gelen Ömer'e hiç yakışmıyor bence.
Yazıyı da Melih Gümüşbıçak'ın 3. çeyrek sonunda ki harika yorumuyla bitirelim.
"Green şuuuut girmiyor, ayak çizgide; girse de girmiyor"
11 Haziran 2009
yenilgiyi hazmetmek!

10 Haziran 2009
yenilgiyi reddetmek

Kazanmak için ortaya bir tavır koymanız gerekiyor. Fenerbahçe’de Solomon, Mirsad, Ömer Onan, Mrsiç gibi dört tane winner oyuncu varken, Efes’in işi çok zor. Sonuçta bu takımların kâğıt üzerindeki oyuncu kalitesi birbirine çok yakın. Ortaya karakterini koyan farkı yaratıyor ve maçı alıyor.
Final serisi boyunca bugün Efes’te ilk kez Preston Shumpert’tan başka birileri de reddetti mağlubiyeti. Hayır, yaptığı boş bir smaç sonrası dekordan zıplayıp Rasim’le tartışan Mario Kasun değil tabii ki. Son çeyrekte ayağa kalkan ve “ben bu maçı kaybetmeyeceğim arkadaş” diyen iki kişi vardı Efes’te. Bunlardan birincisi Sinan Güler’di. Solomon’un karşısında en az onun kadar enerjik, onun kadar hırslı ve ondan daha konsantre bir adam olarak çıktı karşısına. Sinan’ın bugün yazdığı hikâye, istikrarın, çok çalışmanın ve bir spesyalist olmanın ödülü olarak tüm basketbolcu adaylarına izletilmeli. Solomon’dan topu çalıp bastığı smaç, tıpkı Hido’nun Kobe’ye yaptığı blok gibi bir simgeydi. Karma!
Maçı kaybetmeyi reddeden ikinci isme geçmeden önce mühim bir not iletmek lazım. Efes Pilsen’in 2-3 numaralı oyuncularının bire birde iyi değil ve bu yüzden hücum tıkandığında – kadro yapısı gereği– Ender yegâne yaratıcı oyuncu rolünü üstlenmek zorunda kalıyor. Takım içi dengeler yüzünden üslendiği bu görevin zaman zaman altında kalması da kanımca Ender’in suçu değil.
Diğer isim maçı izleyen herkesin de tahmin edebileceği gibi Bootsy Thornton. Yalnız Bootsy’nin gösterdiği performans üst paragrafta belirtilen nottaki açığı kapatmadı. Thornton, yaptığı müthiş savunma sayesinde oyunda kaldı ve hücumda elini taşın altına soktu. Sinan ve Thornton’ın oyuna girmesi savunmayı toparladı. Burada bahsedilen savunma bire bir müdafaa değil. Sinan-Bootsy ikisinin mücadele ve azmi, ilk çeyrekte 10 hücum ribaundu alan Fenerbahçe’nin ribaundlardaki ezici üstünlüğünü Efes lehine çevirdi ve maç geldi.
Bundan sonra da seride işler pek değişmeyecektir. Efes Pilsen ve Fenerbahçe Ülker birbirlerine çok yakın takımlar. Diğer maçlarda kim kazanmak yönündeki tavrını rakibine daha fazla kabul ettirirse, o kazanacak.
9 Haziran 2009
ve efes!

6 Haziran 2009
sıkı maç, sıkı final!

5 Haziran 2009
potalarda efes pilsen

Efes Pilsen maçlarını salonda izleyenler uzun yıllar boyunca "potalarda Efes Pilsen" diye bir işkenceye maruz kalmışlardı. Neyse ki bu sezon bir değişikliğe gitti Efes yönetimi. Artık Ayhan Şahenk Spor Salonu'nda oynanan maçlarda daha pop, R&B ve hip-hop rüzgârı esiyor.
Özellikle Kanye West'ten "Amazing" ve Black Eyed Peas'ten "Boom Boom Pow" çaldığı sırada Efes'li oyuncuların motivasyonunu görmelisiniz. Malum, NBA play-off'unun resmi müziği Amazing. Bilhassa Amerikalıları fazlasıyla etkiliyor maç öncesinde. Bu uygulamanın devam etmesi, ve potalarda Efes Pilsen'in tarihteki yerini alması dileğiyle...
detayların oyunu
Basketbol ilginç oyun hakikaten. Eskiden uzun oyuncum yok diye ağlayan takımlar, değişen sistem yüzünden kaliteli uzunları kenarda oturtabiliyorlar. Mesela dünkü Efes Pilsen-Fenerbahçe Ülker maçı. Son çeyrekte, maçın en kritik anlarında sahada iki tane uzun var: Fenerbahçe'de Mirsad Türkcan, Efes Pilsen'de Kerem Gönlüm. İkisinin de hareketli oyuncular olduğunu söylemeye gerek yok herhalde.
Bir de kenardakilere bakalım: Mario Kasun, Kaya Peker, Michalis Kakiouzis, Ömer Aşık, Oğuz Savaş, Semih Erden ve Gasper Vidmar. Ortlama 700 bin dolar aldıklarını hesap edersek, yaklaşık beş milyon dolar kenarda oturuyor. Maliyet hesabı çok önemli değil gerçi, oyunun nasıl değiştiğini görmek önemli. Finalde eşleşme bozup anlık bir avantaj yaratabilmek için bu adamları kenarda oturtabiliyorsun. Nitekim o kadar kısanın içinde Devin Smith çıkıyor, iki tane hücum ribaundu alıyor ve maçı kazanıyor.
İşte bu oyun bu yüzden güzel...

