Euroleague etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Euroleague etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Haziran 2009

nick calathes


Nick ile bizimkisi tam bir love and hate relationship. Bu sene okulum University of Florida'ya tek başına kazandırdıkları bir tarafta, Marreese Speights gibi bizi 2. senesinin sonunda bırakıp gidecek olması diğer tarafta... Kendisine de kızmak zor, bir sene boyunca kafayi yedirtti takım arkadaşları -ki seneye Alex Tyus'un da olmayacağı söyleniyor. Gerci Kenny Boynton recruit edildi ve güzel bir ışık doğabilirdi Gators adına... Hem de Rick Pitino'nun yanında yetişmiş Billy Donovan, bu sefer staff'e Pitino Jr. ı da eklemişken...

Nick, Yunan asıllı Amerikalı bir aileden geliyor. Abisi Pat de Saint Joseph'ten mezun olduktan sonra, bu seneyi Maroussi'de gecirdi. Aslında ikisi de kariyerlerine uzun boylu oyun kurucular olarak başladılar. Nick 1.98 civarinda ve muazzam bir oyun zekâsı var. Zaten o boy ve özelliği söyleyince akla ilk gelen tabii ki Theo Papaloukas oluyor. Klasik Türk kafasıyla "Nick kendini spora verip karı-kız-kumara kaptırmazsa Papaloukas'tan bile daha komple bir oyuncu olacaktır" derim. Sene başında ilk macta Billiy Donovan resmi olarak açıklamasa da, kumar yüzünden kenarda başlatmıştı Nick'i.

Theo'dan daha komple bir oyuncu lafının altında muazzam bir set-shoot'u olması ana neden. Çok enteresan bir şut stili var. Ayakları yerden oldukça minimum kalkıyor ama boy avantajıyla bu stil ona bir sorun teşkil etmiyor. Savunmacılar kesinlikle yakından almak zorunda, çünkü şut mesafesi oldukca geniş. Diplerden çıkıp perdelerden sonra şutu cok etkili olmasa da, fiziğinden beklenmeyecek bir çabuklukla ayaklarını yerleştiriyor ve şutunu kullanabiliyor.


Şutunun yanı sıra dribbling esnasında omuzlarını ve hatta kalçasını bu kadar güzel kullanan cok oyuncu da yoktur. Atletik olmamasını bu özellikleriyle çok iyi kapamakta. Biraz da bu yüzden Avrupa'da NBA'de yapabileceğinden daha büyük katkı verecektir. Bu seneki 17-5-6'dan biraz fazla istatistikleri de ne kadar çok yönlu bir oyuncu olduğunun göstergesi. Özellikle 3'lü tehdidin her birinin kendisinde bulunması çok önemli.

Atlet olmamasının dışında belki de en büyük eksiği savunması. Çok iyi top calma ortalamaları var, genellikle hücumcu onu geçtikten sonra uzun kollarıyla top calar, ya da zekâsıyla pas arasına oynar. Tabii bir de Florida'da ona tanınan top kullanma süresi ve serbestliği PAO'da bulamayacaktır bu sene. 2 metrelik Nick oyun kurarken 1.80'in altindaki Erwing Walker ve Walter Hodge kanatlarda saniyelerce top bekliyordu setlerde.

11 Haziran 2009

seramikçiler dönüyor mu?


Gümüşsuyu'nun tozlu parkelerinde bizim Irmak'a "Kukoç pas versene" diye bağırdığımız yıllardı. Hepimizin idolüydü ince uzun bacaklı Toni. Onu izlerken büyülenir, onun gibi oynamayı hayal ederdik. 1993 onun Jugoplastika (POP 84) sonrası tek başına rüştünü ispatlama senesiydi. Benetton'da idi artık. Daha doğrusu Kukoç'un Benetton'u idi Treviso takımı. Herkes onların o sene Euroleague'i kesin kazanacaklarını düşünüyordu. Hani hafif sendeleme olursa da bunu Sabonis'li Real Madrid'in başarabileceği dile getiriliyordu. Ya da en azından internetin olmadığı o dönemde ulaşabildiğim kaynaklar öyle söylüyordu. Ancak Kukoç ve arkadaşları Atina'daki Final Four'un finalinde, beklenmedik şekilde yarıda R.Madrid'i geçen Limoges'u karşılarında bulmuşlardı. Tamam artık, kupa mutlak bir şekilde, yine ve dördüncü kez Kukoç'un olacaktı. Ortak görüş buydu.

Ancak Kukoç'u çok iyi tanıyan ve onu bir nevi yaratanlardan eski koçu Boja (Bozidar Maljkovic) Limoges'un başındaydı. Onun sürprizleri vardı. Bilmem kaç yıl sonra Asvel formasıyla Abdi İpekçi camlarında bileğini tuz buz edecek olan Jim Bilba, o dönemin özel skoreri Michael Young, savaşçı Willy Redden, efsane son Yugoslavya milli takımının parçalarından Jure Zdovc, kilit fransız guard Frederic Forte ve her şeyin ötesinde büyük lider Richard Dacoury... Fransa Ligi'ni o dönem Limoges domine ediyordu, müzede bir kaç Koraç ve Kupa Galipleri de vardı belki ama Final Four'da bu denli etkili olabilecekleri beklenmiyordu.

Velhasıl, finalde Benetton'u yenip tarihin en büyük şok dalgalarından birini yaratıyorlardı. Gencecik tığ gibi delikanlı Kukoç'un Jugoplastika'sının 5-6 yıl önce yarattığı dalgayı bu sefer Fransa'nın küçük seramik kentinin takımı Limoges'un Fransız versiyonu izliyordu. Özellikle genç Forte'nin Kukoç'un topunu çaldığı pozisyon akıllara kazınmıştı. Sonrasında Limoges yine Fransa'da etkili olmaya devam etti fakat tüm dünyada değişen ekonomik düzenin spora sirayetinden en çok etkilenen fertlerinden biri oldular. Kötü yönetim onların lig birliği tarafından 2004'de ligden düşürülmesine neden oldu. Aynı David Rivers'ın Antibes'ine olduğu gibi.

Bu kadar girizgahın, Limoges'dan bu kadar bahsetmemizin sebebi ise, yıllar sonra unutulmaz takımın Pro A'ya geri dönme ihtimalinin ufukta belirmesi. Pro B'de sistemine göre normal sezonun lideri ve play-off şampiyonu Pro A'ya yükseliyor. Ligi beşinci bitiren Limoges play-off'larda müthiş bir seri tutturarak finale yükselmeyi başardı. Tek maç olarak oynanan Bercy finalindeki rakibi ise diğer yarı final eşleşmesi olan Bourg-Poitiers serisinden gelecek takım olacak. Yenerlerse eski çınar köklerini alıştığı yere salmaya yeniden başlayacak. 9 lig şampiyonluğu, 6 Fransa Kupası, 3 Koraç Kupası, 2 Saporta ve 1 Euroleague şampiyonluğu çınarın dallarında sallanıyor zaten.

Tek tutkusu basketbol olan bu şirin Ortabatı kentinin ölü toprağı serpilmiş Fransa ligine yeniden hareket getireceği umudunu taşıyorum. Şimdilerde başkanlığını Frederic Forte'nin yaptığı kulubün en azından o keyifli anıları şekil 1 A 'da görüldüğü üzere canlandırması yeterli olacaktır. Lakin yine de işin hüzünlü bir yanı var. O da ezeli rakipleri Pau Orthez'in onların geldiği yere düşmesi. Bu da başka bir postun konusu zati.

(Resim açıklaması: Limoges'un Kupa 1'i kazanmasının ardından L'Equipe nüshası. "Zafer Günü" manşetinin altına doğru iki alt başlıktan ilki "Mutluluk Sarhoşu", ikincisi ise Boja'yı kastederek "Bravo Sihirbaz" olarak yazılmış...)